Kitapoterapi, doğru zamanda, doğru bireyle, doğru kitabı buluşturarak okuma yoluyla çözüm demektir.  
SORU SOR
A 'dan Z 'ye her konuda sorularınızı sorun, uzmanlarımız cevaplasın...
EĞİTİM TALEP FORMU
Eğitim ,seminer ve danışmanlık talepleriniz için formu doldurunuz.
ÇARESİ VAR
A'dan Z'ye her türlü sorunlarınızın çözümü için e-posta adresimiz: bilgi@kitapoterapi.com
ANLAYARAK HIZLI OKUMA
ANLAYARAK ETKİLİ VE KALICI HIZLI OKUMA EĞİTİMİ
DİKSİYON
DİKSİYON, BEDEN DİLİ, ETKİLİ KONUŞMA VE HİTABET EĞİTİMİ
HAFIZA TEKNİKLERİ
HAFIZA TEKNİKLERİ VE BEYİN GÜCÜNÜ KULLANMA EĞİTİMİ
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Kitapoterapi-112793982757101/

Ahmet Tekin

Ahmet Tekin
ahmettekinhocam@gmail.com
ETKİLİ İLETİŞİM,SUNUM TEKNİKLERİ ve BEDEN DİLİ
24/08/2017

 

ETKİLİ İLETİŞİM,SUNUM TEKNİKLERİ ve

BEDEN DİLİ

  https://www.youtube.com/user/ahmettekinnlp

ETKİLİ İLETİŞİM VE SUNUM TEKNİKLERİ

 İşyerlerinde herhangi bir makinada meydana gelen bir arıza giderilmedikçe işler büyük oranda aksayabiliyor. Aksayan makina, çevresindekilere neredeyse "yararlı olmamı istiyorsanız ihtiyacımı karşılayın" gibi mesajlar verir.

 

Makinanın ihtiyacını kim karşılayacak, onu kim onaracak? Makinanın ihtiyacı olur da; makinayla çalışanın, makinayı onaranın, o işyeri için makina gibi çalışan işgörenin ihtiyacı olmaz mı?

 

O ihtiyacı kim bilecek? Hangi ihtiyaçları var işgörenin? O ihtiyaçtan kim, neyle ve nasıl karşılayacak? Hangileri evde, hangileri işyerinde karşılanır?

 

Mutlu bir ailenin, mutlu bir işyerinin üyesi olmasını istediğimiz insanın özellikle ihtiyaçlarının dikkate alınması gerekmektedir.

 

Organizmanın, kendisinde giderilmesi gereken bir eksiklik duymasına "ihtiyaç", bu ihtiyacı gidermek üzere organizmada beliren güce "dürtü", organizmanın ihtiyacını gidermek üzere belli bir davranış göstermesi eğilimine ise "güdü" denilmektedir. O halde insan davranışlarının temelinde ihtiyaçlar yatmaktadır.

 

İhtiyaç                       Dürtü               Güdü              Davranış

 

Eflatun, "ihtiyaç, bütün icatların anasıdır" der.

Maslow, ihtiyaçların sınıflamasını aşamalı bir sıralamayla yapmıştır. Maslow'a göre insan ihtiyaçları; fizyolojik, güvenlik, sevgi ve ait olma, takdir ve saygı, kendini gerçekleştirme ihtiyaçlarıdır.

 

Bir insan bir grupla birleştiği zaman, bir işyerinde çalışmaya başladığı zaman beraberinde kişisel ihtiyaçlarını, beklentilerini ve umutlarını da getirmektedir.

 

Fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçları, anlaşılması ve karşılanması karmaşık olmayan ama mutlaka giderilmesi gereken ihtiyaçlardır. Öteki ihtiyaçlar ise kişisel, psikolojik ve sosyal içerikli ve karmaşık olduğu için anlaşılması ve doyurulması çaba gerektirir.


Acaba işgören işyerinde ne istiyor, ne bekliyor? Aşağıda, yapılan bir çalışmanın raporlaştırılan (Davis) işgören talepleri verilmektedir:

1. İyi bir liderlik istiyoruz.

2. Olup bitenlerden haberdar edilmek, amacımızın ne olduğunu, hangi düzeyde bulunduğumuzu ve hangi çevresel faktörlerin bizi etkilemekte olduğunu bilmek istiyoruz.

3. Bizler kendine özgü sorun ve ihtiyaçtan olan insanlarız. Bize insan onuruna yaraşır şekilde davranılmasını istiyoruz.

4. Bizler girişimci olmak ve gelişmek için olanaklara sahip olmak istiyoruz. Bu isteğin yakışma ve çaba gerektirdiğini biliyoruz.

5. Kendi işimiz ve sorunlarımızla ilgili kısmı bir bağımsızlık istiyoruz.

6. Bizler toplumsal olmayı ve grup içinde yaşamayı seven insanlarız. Kişisel çatışmadan hoşlanmıyoruz. Toplumsal ilişkiler kurulmasını ve öteki insanlara saygı gösterilmesini istiyoruz.

7. Bizler güvenlik içinde ve tehlikeden uzak olmayı istiyoruz. Bunun sağlanmaması durumunda değişmeye karşı direniyoruz.

8. Öteki işyerlerindekilerle karşılaştırılabilir nitelikte ücret, çalışma koşullan ve rahatlık istiyoruz.

9. Yararlı iş yapmak istiyoruz, işte başarılı olma duygusuna ulaşmak istiyoruz. Yöneticilerin bizleri bu amaçlara ulaştıracak bir çalışma düzeni kurmalarını bekliyoruz.

10. Bizlere adil ölçülere göre davranılmasını istiyoruz. Bu bir eşitlik sorunudur.Davranışların tutarlı ve duruma uygun olmasını istiyoruz.

 

İşyerinin düzeni ve işleyişinden sorumlu olan kişiler, Davis'in işgörenin isteklerini dile getiren bu raporunu dikkate alarak, birlikte çalıştığı insanların ihtiyaçlarını iyi incelemeli, bu ihtiyaçlarını onların olumlu sonuç verecek isteklerine dönüştürmeli ve onları etkinliğe hazırlamalıdır. Ancak bu sayede işyerinde dengeli ve uyumlu ilişkilerin kurulması sağlanabilecektir.

 

Örgütte uyumlu insan ilişkileri yaratmak ise insan ilişkilerini düzenlemekte çok önemli bir yeri olan "iletişim" sürecine değinmeyi gerektirmektedir.

 

İletişim, davranış değişikliği meydana getirmek üzere haber, bilgi, duygu, tutum ve becerilerin paylaşılması sürecidir.

Örgütte iletişim geniş anlamda;

İnsan davranışlarını değiştirmek.


Örgütte bir haberleşme ağı kurmak,

Kişiler ve gruplar arası ilişkileri geliştirmek,

 

Yetkinin görevlerini gerçekleştirmek ve etkili bir koordinasyon sağlamak amaçlarıyla kullanılır.

 

Karar yönetim açısından ne kadar önem taşıyorsa, iletişim örgüt açısından o kadar

önemlidir.

 

İletişim yoluyla kişiler arası ilişkiler düzelir yahut bozulur. Böylece örgüt gelişir ya da

kötüleşir.

 

Örgüt bir iletişim ağı olarak düşünülebilir. Çünkü örgüt bireyler arası ilişkiler üzerine kurulur. İletişimi bir sistem olarak da görebilmekteyiz. Sistem, belli bir amacı gerçekleştirmek üzere birbirleriyle iletişim halinde olan ögeler bütünü olduğuna göre iletişim sürecini yapılandıran temel ögeler de bulunmaktadır. İletişim sürecindeki bu temel ögeler kaynak, mesaj, kanal, alıcı ve dönüttür.

 

 

 

KAYNAK

 

 

MESAJ

 

Bu ögelerin yer aldığı iletişim süreci ilgili çoğu yayınlarda yalın biçimiyle aşağıdaki gibi çizgiselleştirilmektedir.

 

DÖNÜT

 

 

 

 

 

 


Çizimde verilen iletişim sürecinin temel ögeleri çok kısa olarak aşağıdaki açıklanabilir.

Kaynak: İletişim sürecini başlatan kişi.

Mesaj: Kaynaktan alıcıya gönderilen uyarıcılar.

Kanal: Mesajın alıcıya iletilmesini sağlayan araç ve yöntemler.

Alıcı: Gönderilen mesaja hedef olan kişi ya da kişiler.

Dönüt: Alıcının kaynak tarafindan gönderilen uyarıcılara gösterdiği tepki.


Bunlardan sonraki sayfalarda iletişim sürecinde yer alan ögelerin tümü üzerinde durulmayıp, daha çok, kaynağın taşıması gereken özellikler, etkili bir sunum ve etkili bir iletişim için sözlü-sözsüz iletişim teknikleri ve yönetimde iletişim konulan tartışılmaktadır.

 

Bir iletişim sürecinde kaynak, hedeflediği kişi ya da grupta (alıcıda) davranış değişikliği oluşturmak üzere iletişim sürecini başlatan kişidir. Kendi yaşantımızdan ve bugüne kadar gözlemlerimizle edindiğimiz deneyimlerle çok iyi biliriz ki belli bir bilgiye sahip olan herkes bu bilgiyi karşısındakilere aktarırken aynı oranda başarılı olamamaktadır.

 

Kaynağın kafasındaki fikir ya da anlamları alıcısına iyi anlatmadaki başarısını etkileyen faktörler aşağıda verilmektedir:

1- Kendisi, alıcısı ve ileteceği konu hakkındaki bilgi ve becerileri.

2- Kendisine, alıcısına ve ileteceği konuya karşı tutumu.

3- Yetişmiş olduğu ve halen içinde bulunduğu toplumsal ve kültürel ortamın etkileri.

4- Dile dayalı iletişim becerileri.

 

Kaynağın Güvenilirliği:

Alıcının verilen bir mesajdaki sonuçlan kabul etmesi bir ölçüde alıcının kaynağın güvenilirliğine ilişkin algısına bağlıdır. Kaynak güvenilirliği kaynağın sürekli bir özelliği değildir, daha çok alıcının kaynağa yüklediği bir özelliktir. O halde bir yöneticinin kendini güvenilir görmesinden çok, işgörenin yöneticiyi güvenilir görmesi önemlidir.

 

Araştırmalar yüksek güvenilirliği olan kaynakların düşük güvenilirliği olan kaynaklardan daha çok ikna etkilerinin bulunduğunu göstermektedir. Kaynağın yüksek güvenilirlikle algılanmasına onun çok çeşitteki özellikleri yardım eder. Örneğin, Singlekary (1978) yaptığı araştırmada, deneklere en güvenilir olarak düşünebilecekleri bir haber kaynağında hangi özellikleri aradıklarını sormuş; düşünülen kişinin bilgili, ilgi çekici, inanılır, iyi anlaşılabilen, esprili konuşan ve dengeli biri olabileceği sonuçlarını elde etmiştir.

 

Uzmanlık genelde yüksek güvenilirliği olan kaynağın en önemli özelliklerinden birisidir. Kaynak hangi konudan ve niçin söz ettiğini biliyor mu? Alıcı, kaynağın konu hakkında gerekli bilgiye, deneyime ve zekâya sahip olduğuna inanıyor mu? Bu sorulara verilecek olumlu cevaplar kaynağın uzmanlığının işareti olabilecektir. Genelde kaynağın uzmanlığı ayrıntılı içerikten oluşur. Bu, bir kişinin A konusunda uzman olabilirken B konusunda o denli uzman olmayabileceği anlamına gelmektedir.

 

İşgörenler belli bir konuda yöneticisini uzman olarak gördüklerinde çoğunlukla o yönetici tarafından söylenenleri ya da anlatılanları kabule daha hazır olmaktadırlar. Yönetici, uzmanlık alanında sürekli olarak kendisini yenilediğinde ve geliştirdiğinde daha güvenilir bir kaynak durumuna gelecektir.

 

Bilgi hiç kimsenin tekelinde değildir. Bilgi ulaşıldıkça ve paylaşıldıkça anlam ve değer kazanmaktadır. Bilgi başlı başına değer olmaktan çok ona ulaşan insana da değer katmaktadır. Zeki ve genelde bilgili bazı kimseler başka bir çok konuda da bilgi sahibi olabilirler. Kamuoyu önderlerinin kitle iletişim araçlarını daha iyi izledikleri ve öteki pek çok nitelikleri yanında bu yayınlardan edindikleri bilgiler sayesinde yığınları etkileyebildikleri bilinen bir gerçektir.

 

Uzmanlık gibi inanırlılık da kaynağın güvenilirliğine katkıda bulunmaktadır. Kaynak, iletişime girdiği konularda tarafsız olamıyorsa, kendi çıkarları için tartışıyor izlenimi uyandırıyorsa alıcı, bu kişiye kuşku ile yaklaşacak ve belki de iletişime girmekten kaçınacaktır. Girdiği iletişimde kendi çıkarlarını savunmayan kimseler güvenilir olarak görülmektedir. Tek çıkarının çalışanların, kurumun ve toplumun mutluluğu olduğu izlenimini veren yönetici, doğal olarak daha inanılır ve güvenilir bulunacaktır.

 

Kaynağın Çekiciliği

Kaynağın, inanılırlığı ve uzmanlığının ötesinde bunlarla ilgili olmayan ve çekicilik başlığı altında toplayabileceğimiz özellikleri de ikna etkisini arttırabilir. Benzerlik, görünüş, hoşa gitme gibi özelliklerin çekiciliği etkilediği dile getirilmektedir.

 

Kaynak ile alıcı arasında genelde paylaşılan benzerlikler ne denli çok olursa çekicilik de o denli artmaktadır. Araştırmalar, özellikle ideolojik benzerliklerin kaynağın çekiciliğini ve etkililiğini artırdığını göstermektedir.

 

İşgören, yöneticinin kendisininkine benzer değerler ve inançlar taşıdığına inanırsa, her zaman kendisiyle aynı tutumları ve düşünceleri paylaştığını düşünürse, yöneticinin işgören üzerindeki etkisi daha çok ve işgörenle iletişimi daha kolay olacaktır. Yönetici işgöreniyle aynı değerleri paylaşmasa bile, onların kişiliğine ve değerlerine saygı göstermesinin işgören üzerindeki etkisini artırabileceği düşünülmektedir.

 

Tüm bunların ötesinde, hemen belirtmekte yarar var ki bireyler arası iletişimin en önemli iki özelliği "eşzamanlılık" ve "dinamizm”dir.

 

İletişim Sürecinde Eşzamanlılık ve Dinamizm

Eşzamanlılıkla kastedilen, süreçte kaynağın hem kaynak hem alıcı olması; alıcının da aynı anda hem alıcı hem de kaynak olmasıdır. Taraflar birbirlerine aynı anda sözel ve/veya sözel olmayan mesajlar gönderirler ve tepkide bulunurlar.

 

Sürecin ikinci özelliği, önceki satırlarda da belirtildiği gibi dinamizmdir. Dinamizm ile kasdedilen, tarafların sürece etkin katılımıdır. Tarafların sürece etkin olarak katılmasıyla ve birbirlerini de katılmaya zorlamasıyla süreç dinamizm kazanır.

 

SÖZLÜ İLETİŞİM

 

İnsanlar,    kültürlerini,    göreneklerini    gördüklerini,    yaşadıklarını    ve düşündüklerini anlatırken temel iletişim aracı olarak sözcükleri kullanagelmişlerdir.

 

Aynı işyerinde çalışanlar kendilerini değişik sözlü iletişim biçimleri içerisinde bulabilmektedir.

 

Sözlü İletişim Biçimleri:

 

*Planlanmamış Fikir Alışverişi,

Ortak ilgileri olan 2-3 kişi arasında, önceden planlanmadan gerçekleşen bir görüşme

ortamıdır. Görüşmenin önceden planlanmamış olması nedeniyle, böyle bir ortamda önemli tartışma noktalan unutulabilir. Örneğin, yöneticinizle asansörde karşılaşabilir ve sürekli bozulan fotokopi makinası üzerinde konuşabilirsiniz. Ancak, daha önce yapılan bir anlaşmayla, yüklenici firmanın bozulan parçaların yerine yenilerini takmayı üstlendiğini söylemeyi unutabilirsiniz. Ne var ki bu tür görüşmeler, bilgiyi çabuklukla iletebilmek açısından yararlıdır ve işgörenlere çalıştıkları kurumun üyeleri oldukları duygusunu verir.

 

 

 

*Telefonla Görüşme

Yüz yüze gelme olanağının bulunmadığı ya da hızın önemli olduğu durumlar telefon kullanmayı gerektirmektedir. Görüşmenin, telefon edilen kişi açısından, zamanlamasının yanlış olabilmesi, bağlantının zayıf olabilmesi; her iki tarafın da söylenenleri yanlış anlayabilmesi ve söylenenlerin anında ve olduğu gibi yazıya dökülmemesi gibi sınırlılıkları vardır.

 

*Grup Toplantıları

Grup toplantıları birçok çalışanın, görüşlerini ortaya koyabileceği ve çoğunluğun üzerinde anlaştığı bir sonuca ya da sonuçlara ulaşabileceği bir iletişim biçimidir. Dikkatle planlanmadığı ya da yönlendirilmediğinde zaman kaybına yol açabileceği gibi, daha da önemlisi, yaratıcı olmaktan çok bireyler arası ilişkiler açısından, yıpratıcı ve yıkıcı olabilmektedir.

 

*Komite Toplantısı

Bir komitenin belli bir sırayı izleyerek belirli aralıklarla bir araya geldiği özel bir toplantı biçimidir. Yararı, tümüyle tartışılan ve ulaşılan sonucun resmi bir tutanak ya da raporlarla kaydedildiği ortamlar sağlamasıdır.

 

*Personel  Toplantısı ya da İşgörenlerarası Toplantı

Bir işyerinde tüm çalışanları bir araya getiren ve tüm çalışanları ilgilendiren konuların tartışıldığı bir toplantıdır Çalışanlar arası ilişkileri geliştirmesi ve ilgili herkesin görüşlerinin alınması gibi önemli yararlan vardır. Bu tür toplantılarda örgütün tüm üyeleriyle bir arada bulunduğunu hisseden kimi çekingen kişiler bile görüşlerini açıkça dile getirebilecek kadar cesaretlenebilirler. İş saatlerini aldığı ve yönetilmesi güç olduğu için düzenlemesi zor olan bir toplantı türüdür. İyi yönetilmediğinde uzayan ve amacı belirsizleşen bir toplantı olma eğilimi vardır.

 

*Resmi Sunuş

Belirli bir konu ile sınırlanmış konuşmadır. Düşünceler alıcılara yüz yüze iletişimle doğrudan ulaştırılabilir. İyi planlanmamışsa sıkıcı olabilir.

 

İyi bir sunuş iyi bir konuşmacı olmayı gerektirir.

 

Konuşma, duygu, düşünce ve dileklerimizi görsel ve işitsel ögeler aracılığıyla
karşımızdakine iletmektir.

İyi Konuşmacıda Aranan Nitelikler:

1. İyi bir konuşma eylemini oluşturan fiziksel ögelerin önemini bilir.

İyi bir konuşmacı, bütün sorunun sadece birtakım değerli düşüncelere sahip olmaktan ibaret bulunduğunu sanmak yanılgısına düşmez, aynı zamanda bu düşüncelerin dinleyiciye etkili bir biçimde iletilmesi zorunluluğunu da kabul eder. Böyle bir konuşmacı, görsel ve işitsel eylemin teknik incelikleriyle ustalıklarını küçümsemez.

Konuşma eyleminin belli başlı dört ögesi bulunmaktadır:

* Görsel davranış

* Ses

* Dil

* Zihinsel etkinlik

 

Görsel Davranış:

Konuşmacının, dinleyicinin duygu ve düşüncelerini etkilemek amacını güden her türlü görünür davranışıdır. Hareketler, duruş, genel gövdesel eylem, jestler, mimikler konuşmacının görünür davranışlarıdır.

 

Düşüncelerini ve duygularını karşısındakilere açıklıkla iletmek isteyen konuşmacı bedensel hareketlerinden yararlanmalıdır. Konuşma anında bedensel hareketlerinden yeterince yararlanmayan konuşmacının duygu derinliğinden yoksun olduğu, güvensiz, hasta ya da utangaç olduğu düşünülür. Bedensel duruş (kas hareketleri) serbestçe kullanılmadıkça hiçbir konuşmacı tam olarak etkili olamaz.

 

Hemen belirtmek gerekir ki, bazı kalıplaşmış jest ve pozların kullanılması bir çeşit gösterişten öteye gitmemekte ve inandırıcı olmaktan uzaklaştığı için dinleyici üzerinde olumsuz etki yapmaktadır. Konuşma anındaki bedensel hareketler içten gelmeli ve konuşmacının dinleyicilerine duygu ve düşüncelerini iletme arzusunun doğal bir uzantısı olarak yapılmalıdır. Bedensel hareketler, kullanılan sözcüklere, sözcükler de bedensel hareketlere uyumlu olmalıdır.

 

Jestler de bir düşünceyi iletmede içten gelen bir arzuyla kullanılmalı, ancak çok fazla göz alıcı olmamalıdır.

 

Doğası yönüyle her konuşma ve her konuşmacı kuşkusuz ki aynı ölçüde çekici

değildir. Pek ilginç bulunmayacak bir konu, uyuşuk bir konuşmacının elinde anlamını iyice yitirebilir. Aynı şekilde, ilginç sayılabilecek bir konu da canlı bir biçimde sunulmazsa sadece sözcüklerden ibaret kalabilir. Öyleyse sununun başardı oluşunda canlılık büyük ölçüde önem taşımaktadır. İyi bir konuşmacı görsel davranışlarını akıllıca ve ustaca kullanarak sunusunu canlı ve çekici kılabilir.

 

Ses:

Konuşma sırasında boğumlanan (telaffuz edilen) ve işitilen öğedir.

 

Ses, kullanıldığı ortamın büyüklüğüne, küçüklüğüne, dinleyicilerin azlığına, çokluğuna göre ne zor işitilecek kadar zayıf, ne de dinleyiciyi rahatsız edecek kadar yüksek olmalıdır. Zayıf ve özür diler gibi çıkan bir ses bu özelliklerin o sesi çıkaran kimsede olduğu izlenimini uyandırır. Neredeyse meydan okurcasına çıkarılan yüksek bir ses de o sesi çıkaran kimsenin olduğundan farklı görünme çabasında olduğunun bir belirtisi sayılabilir. Sesin şiddeti, hangi koşullarda konuşuluyorsa o koşullara uydurulmalıdır.

 

İyi bir konuşmacıda aranan ses tonu tek düze (monoton) olmayan, gereğinde yükselip alçalabilen tondur. Süreklilik gösteren çok yüksek ya da alçak ses tonu dinleyicileri rahatsız eder, bu nedenle de beklenen etkiyi gösteremez.

 

Yöneticinin sesi, işgörene iyi niyetini, amacını, ilgisini, dostça tutumunu, inancını, güvenini yansıtmalıdır. Konuşma anında kullanılan sözcüklerin ilettiği anlamların çok daha fazlası sesle iletilmektedir.

 

İyi bir konuşma sesi dikkatli bir biçimde telaffuz edilmelidir. Pek açık olmayan, neredeyse mırıldanarak söylenen sözcükler konuşmacının zihinsel bir derbederlik içinde olduğunu gösterir. Ses rahatlıkla işitilebiliyorsa, tonu iyi ayarlanmış ve bükümlü ise (tek düze değilse) ağızdan açık ve anlaşılır biçimde çıkıyorsa dinleyicinin hoşuna gidecektir.

 

Dil:

Konuşurken, dinlerken, düşünürken, yazarken, görsel mesajları anlamlandırırken sürekli dili kullanıyoruz. Düşlerimiz bile dilsiz değildir.

 

 

Buradan söz konusu olan ise konuşma dilidir. Konuşma dili basılı harflerin seslendirilme biçimleridir. Konuşma dili hecelerden, sözcüklerden, cümle parçacıklarından ve cümlelerden oluşur.

 

Yöneticinin işgörenin anlayabileceği bir dilde konuşması gerekir. İşgörenin dağarcığında olmayan sözcüklerin seçilmesi iletişimin o noktada kopmasına neden olabilir. İşgörenin bilmediği ya da henüz öğrenmediği yeni bir sözcüğü kullanan yönetici, o sözcüğü açıklayarak konusunu sürdürmelidir. Yöneticinin kullandığı çoğu sözcüğe yabancı kalan bir işgören konuya olan ilgisini yitirecek, yöneticinin çabalan da boşa gidecektir.

 

Zihinsel Etkinlik:

Konuşmanın görsel ve işitsel ögelerinin gerisinde, bunlara anlam veren zihinsel süreçler yatmaktadır. Düşünme, kavrama, yorumlama gibi işlemleri içeren bu süreç beyinde gerçekleşmektedir. Bazı konuşmacılar hep kendi kendileriyle ilgilendikleri için bir türlü zihinsel rahatlığa kavuşamazlar. Sürekli olarak kendi kendilerine "konuşma başarısız mı olacak", "gülecekler mi?", "Acaba yanlış yapacak mıyım?" gibi sorular sorarlar. Oysa yönetici, anlatacağı konunun uzmanı olduğunu düşünerek öncelikle zihinsel bir rahatlığa kavuşmalıdır. Bu tür kaygıları fazla duymamalıdır.

 

Konuşmacı, hem kendisine hem de dinleyicisine karşı normal düzeyde bir heyecan gösteriyorsa, bu, dinleyicinin konuşmaya olan ilgisini artırır. Ancak duyulan heyecanın düzeyi yükselirse, bu kez dinleyiciler konuşmacı adına kaygı duyabilirler. Bu nedenle konuşmacı, heyecanın neden olabileceği dengesizliğin dışa yansımasını denetim altında tutmaya çaba göstermelidir. Başarısızlığa karşı en iyi güvence konuşmacının konuşmaya hazırlanmasıdır.

 

2. İyi bir konuşmacı konuşma öncesinde kendisini ve konusunu iyi hazırlar.

Konuşma için yapılacak hazırlık esnek ve kapsamlı olmalıdır. Belli bir konuda konuşmaya hazırlık yaparken konuşmacı;

*Kendi niteliklerini,

*Dinleyicilerin ihtiyaçlarını ve niteliklerini,

*Konuşma için ayrılan süreyi göz önünde bulundurur.

İyi bir konuşmacı amacını ve dinleyiciden beklediği tepkiyi saptamak üzere konuşma öncesinde kendi kendisine şu sorulara cevap arar:

*Konuşmamla ne elde etmek istiyorum? *Dinleyicilerden hangi tepkileri bekliyorum?

Konuşmasıyla ne elde etmek istediğini bilen konuşmacı sunulacak malzemeyi planlarken ana fikri ve bu fikri destekleyecek yardımcı fikirleri belirler. Konuşma öncesinde ayrıntılı bir yazılı metin hazırlama gereği duyulduğunda, fikirler arasında bağ kuracak "bundan başka", "ancak", "öte yandan" gibi sözcük ya da sözcük gruplarından yararlanılmalıdır.

 

Konuşma anında yapılacak ve söylenecek herşeye karşı tepki gösterebilecek alıcılarla karşılaşılabileceği akıldan çıkarılmamalıdır. Alıcının gösterebileceği olası tepkiler hazırlık aşamasında dikkate alınmalıdır. Alıcının tepkide bulunacak olması konuşmacıyı heyecanlandırmamalıdır. Bir yazarla karşılaştırıldığında, konuşmacı açısından bu durum bir yarara dönüşmektedir. Bu yarar, konuşmacının, dinleyicinin tepkilerine göre mesajını tekrar etme, yerine göre gerekli düzeltme ve değişiklikleri yaparak mesajını yeniden sunabilme olanağına sahip olmasıdır. Konuşmacı da bu olanaktan konuşması için gerekli hazırlığı yaptığı oranda daha çok yararlanabilecektir.

 

Konuşma sırasında yapılacak iyi ayarlanmış bedensel hareketleri, konuşmacının rahat olmasını sağlar. Bu arada konuşmacının nefes denetimini yapması gereği de akıldan çıkarılmamalıdır. Bunun için konuşma öncesinde birkaç kez derin nefes almak, konuşma sırasında da sık sık durarak nefes almak yerinde olacaktır.

 

Konuşmacının gerginlik nedenlerinden birisi de alışık olmadığı bir durumun ortaya çıkacağı endişesidir. Üstesinden gelemeyeceği kadar karışık bir durumun olmasından korkar. Deneyim kazandıkça bu tür endişeler giderek azalmaktadır.

 

 

3. İyi bir konuşmacı konuşmalarında tanımlamalara, örneklere, açıklamalara, karşılaştırmalara, kanıtlara, istatistiksel bilgilere, gerekli tekrarlara ve görsel yardımcılara yer verir.

 

Tanımlar: Ortak anlayış zemini yaratması için konuşmalarda, tanımlara genellikle başlangıç kısımlarında yer verilir. Dinleyici için şaşırtıcı, belirsiz ya da ilgisiz gibi görünen herhangi bir nokta anında aydınlatılmalıdır.

 

Örnekler: Canlı ve somut örnekler konuşmada verilmek istenen anlamı iletmede en büyük yardımcılardandır. Sözcüklerin taşıdığı anlamlar zihinde canlandırılabildiği oranda konuşmaya ilgi artar.

Karşılaştırma: Karşılaştırma, bilinen ile bilinmeyen arasında bir köprü görevi görür. Yeni bir bilginin sunulmasının iyi bir yolu da bu bilginin dinleyicilerin daha önceden bildikleri bir şeyle olan benzerliğine ya da farklılığına işaret etmektir.

 

Kanıt: Konuşmacının iyi seçilmiş sözcüklerle sunu yapması kendisine inanılması için yeterli değildir. Konuşmalar, o konuda yapılmış araştırma bulgularıyla ya da ilgili uzmanların görüşleriyle desteklenirse daha etkili olmaktadır.

 

İstatistiksel bilgi: İstatistikler, gerçeğe ilişkin olarak, bilimsel bir yaklaşımla toplanan ve çözümlenen verileri temsil ederler. Yeri geldikçe dinleyici fazla rakama boğulmaktan hoşlanmayacağı için bazen de az kullanılmak koşuluyla, düşüncelerin daha belirgin ve anlaşılır biçimde açıklanmasında yardımcı olurlar, istatistiksel bilgilerin dinleyiciler tarafından anlaşılacak bir dille iletmesi gerekir.

 

Tekrarlama: Yazılı bir metinde aynı türden tekrarlara yer vermek anlamsız olabilir, çünkü   okuyucu   okuduğunu   ilk  okuyuşunda   anlayamazsa  yeniden   okuyabilir. Dinleyicinin anlaması için elinde ancak tek bir fırsatı vardır. Bu nedenle konuşmanın noktaları sık sık tekrarlanmalı ve genişletilmelidir.

 

Görsel yardımcılara yer verme: Görsel yardımcılar, dikkati çekme, ilgiyi sürekli kılma, açıklama, düşünceyi genişletme ve kanıtlama gibi yönlerden yardımcı olurlar. Konuşma ortamında sağlanacak bu destek daha iyi anlamaya yol açacaktır.

 

 

4. İyi bir konuşmacı, gözlem gücünü geliştirmiştir.

İyi bir konuşmacı, kendisini çevreleyen dünyaya, özellikle de insanlara karşı duyarlıdır. İlginç çevreleri, kişileri, nesneleri görür, dinler yoklar. Çevresine, çevresindeki varlıklara duyarlı olduğu ölçüde gözlemde bulunacak ve bu gözlemlerine dayalı edinebilecektir. Duyulan uyanık, canlı ve gerçek dünya ile sıkı sıkıya ilişkili olduğu konuşması anlamca zengin olacaktır. Duyarsız kişinin konuşması ise anlamca yoksuldur. Böylesi bir kimse, duyulan dış dünyadan kopuk olduğu için ancak kendi iç aleminden çekip aldığı kırık dökük bir şeyleri dile getirir. Son çözümlemede, dinleyici, konuşmacının söylediklerini, kendi görme ve işitme duyularına yaptığı etki ile ölçüp biçerek değerlendirir Öte yandan dinleyicilerini iyi gözleyen bir konuşmacı dinleyici üzerinde yarattığı tepkiyi anında farkedebilecek ve gerekirse kendi konuşmasına bir çeki düzen verecektir.

5. İyi bir konuşmacı seçtiği konuşma alanlarında geniş bir bilgi birikiminin desteğinden yararlanır. Bizi çevreleyen dünyayı duymamız, hissetmemiz yetmez, aynı zamanda duyduğumuzu anlamalıyız. Duyularımızın bize sağladığı verileri soyutlamayı, genelleştirmeyi öğrenmeliyiz. Okuduklarımızı, duyduklarımızı, gördüklerimizi öğrendiklerimizi yorumlayıp onlardan kavramlar çıkarmadıkça deneyimlerimize anlam verecek olan ögeler arasında ilişki kurma sistemini oluşturamayız.

 

6. İyi bir konuşmacı amacına uygun yönde ve mantıkî bir akış içinde düşünme yeteneğini geliştirmiştir. Seçtiği konuşma alanında gerekli ve yeterli bilgi birikimine sahip olduğu halde, bu birikiminden beslenen kendi düşüncelerini dinleyicilere düzenli bir biçimde aktarmayı bilmeyen, beceremeyen konuşmacı başarılı olamaz. Dinleyici kitlesinde istediği etkiyi uyandırmada, düşüncelerin git gide artan bir ilişki içinde önceden belirlenmiş amaca doğru akışı çok önemlidir.

 

7. İyi bir konuşmacı konuşma hızını ayarlamasını bilir. Konuşma hızı, sözcüklerin çıkarılmasının ve sözcükler arasındaki duraklama sürelerinin aldığı zamandır. Bir düşüncedeki ayrıntıların iyice anlaşılması için konuşma hızı normalden çok aşağıya düşürülebildiği gibi, heyecanlı bir düşüncenin anlatımında normalin üstüne de çıkabilir. Genelde, konuşma hızı dinleyicilerin algı sınırlarını aşmamalıdır. Tek düzelikten kurtulmak için konuşma hızında değişiklikler yapılabilir. Kimileri konuşmalarında yer yer sessiz kalmamaya özen gösterirler. Oysa, sessiz geçen süreler olursa endişe etmemek gerekir. Duraklamalar olarak niteleyebileceğimiz bu sessiz anlar konuşmanın noktalama işaretleri olduğu kadar, dinleyicinin dikkatini toplamada ve ilgiyi tutmada etkili bir yöntemdir.

 

8. İyi bir konuşmacı, kendi yeteneklerini değerlendirmeyi, sınırlarını saptamayı bilir. Böyle bir konuşmacı, kendi özel deneyimlerinin, önyargılarının, özlem ve hayallerinin, düşüncelerini, duygularını, inançlarını nasıl etkilediğinin, hepsinden önce de kendi tepkilerinin dinleyicinin tepkilerinden ne ölçüde ayrıldığının farkındadır. Böyle bir konuşmacı, ileri sürdüğü düşüncelerinde aşırı derecede kesin bir dil kullanmamaya dikkat eder; yeri geldikçe, "bence", "bana öyle geliyor ki", "benim düşünceme göre" gibilerinden anlatımlara başvurmaya özen gösterir. Böylece, dinleyicilerini kendi görüşleriyle düşüncelerinin baskısı altına almamış, olumsuz tepkiler yaratmamış olur. Ancak doğa yasaları gibi doğruluğu herkesçe kabul gören konularda bu tür konuşma biçimi konuşmacıyı gülünç duruma sokacaktır.

 

Yönetici görüşlerini zorla kabul ettiren bir hava içerisinde olmazsa, daha iyi dinlenebileceği gibi işgörenleri de kendi görüşlerini dile getirebilmeleri için isteklendirebilecektir.

 

9. İyi bir konuşmacı, dinleyicisini yakından tanır. Tanımalıdır ki, diyeceklerine ona göre bir öz ve biçim, bir biçem (üslup) verebilsin. Dile getirmeyi tasarladığı görüşlerle düşüncelerin dinleyiciler tarafından benimsenip paylaşılmasını isteyen konuşmacı, bu amacına ancak düşünsel ve duygusal doğrultuda onların işbirliğini sağlayarak ulaşabilir. Nelerin nasıl, ne ölçüde söylemesi gerektiği bu tanımaya sıkı sıkıya bağlıdır,

 

10. İyi bir konuşmacı, konuşmada kişiliğin önemini göz önünde bulundurur. Dinleyicileri etkilemede kişiliğin çok büyük önemi vardır, ikide bir olumlu düşünmenin gücünden söz edilir. Aynı biçimde, olumlu kişilikte de büyük bir güç bulunduğu gerçeği yadsınamaz. Konuşmacı, kendini değişik toplumsal durumlara uydurabildiği ölçüde kişilikçe gelişir, kişilikçe gelişirken de toplumsal durumlara uyma yeteneği artar; dairesel bir süreçtir bu. Konuşmacı işine ne derece tutkun, ne derece çekici bir kişilik sahibi ise, düşünceleriyle duygularını dinleyicileriyle paylaşma, onları bu doğrultuda etkileme gücü de o derece artar.

 

Hemen belirtmek gerekir ki konuşmacı kendi kişiliği kadar dinleyicilerinin, kişiliğini de önemsemelidir. İşgörenin kişiliğine saygı duyan yöneticiler aynı saygının işgören tarafından da kendisine gösterildiğinin farkındadırlar.

 

11. İyi bir konuşmacı dinleyicileriyle yüz yüze iletişim kurar. Konuşurken dinleyicilerin yüzlerine ve gözlerine bakmak gerekir. Yöneticinin işgörenin gözüne bakmadan konuşması ürkekliğinin, kendine güvensizliğinin ve konuyu savsaklamasının bir belirtisi olarak görülebilir. İşgörenin yüzlerine bakmadan konuşan yönetici onlardan gelecek onay, sıkıntı, kuşku ya da görüşe katılmama gibi belirtileri göremez. Dinleyiciler, düşüncelerini yüksek sesle dile getirmeseler de bedensel hareketleri ile açıklamaktan bir an geri kalmazlar.

 

12. İyi bir konuşmacı, kendi kendisinin titiz bir eleştiricisidir. Burada konuşmacının, konuşma tekniği üzerinde durup düşünmesinin gerekliliğini bir kez daha vurgulamak istiyoruz. İyi bir konuşmacı, kendi konuşmasını inceleyerek başarılı ve başarısız olduğu yönleri, bunların nedenlerini araştırıp neleri yapması ya da yapmaması gerektiğini saptayarak uğraşında daha verimli bir yola girebilir. Konuşması sırasında dinleyiciden aldığı ya da almadığı tepkiler üzerinde durur; kendince bunların açıklamasını yapar, elde ettiği sonuçlara göre gereken doğrultucu ve düzeltici buyrukları kendine verir. Kendi kendimizin titiz bir eleştiricisi olabildiğimiz, başkalarının da eleştirilerine açık olabildiğimiz ölçüde gerçekten başarılı bir konuşmacı olmayı umabiliriz.

 

13. İyi bir konuşmacı, ahlaksal sorumlulukları bulunduğunu hatırdan çıkarmaz. Toplum, etkileşimle ve ancak biriken değerlere dayalı etkileşimle ayakta durur. İkibin yıl önce Romalı ünlü öğretmen Qintilian, hatibi, "Konuşmada hünerli, iyi insan" olarak tanımlamıştır. Bu tanımın gerçekliği tartışma götürmez. Ahlaktan yoksun bir konuşmacı, başarısızlığa mahkumdur. Konuşma eğitiminde güdülen amaç, demagog, yani halk avcısı, öteki söyleyiş ile, şarlatan yetiştirmek değildir. İyi bir konuşmacı, konuşmalarıyla her zaman başkalarının mutluluğuna, yanlışlarından kurtulup doğrulara ermesine yardımcı olmakla yükümlü olduğunun bilincindedir, insan etkinliklerinin hemen her alanında benimsenen dürüstlük, doğruluk, edebîlik, özgecilik (başkaları için çabalama) konusundaki kurallar, konuşma için de aynı güçte ve önemde geçerlidir.

 

Buraya kadar olan satırlarda iyi konuşmacı olabilmenin anahtarları verilmeye çalışıldı. Ancak, unutulmamalı ki iyi konuşmacı olmanın birinci koşulu iyi dinleyici olmaktır. İyi dinleme olmadıkça, iyi konuşmaya olanak yoktur.

 

Dinleme:

Epiktetos'un dediği gibi "bir güzel söz söyleme sanatı varsa bir de güzel dinleme ve anlama sanatı vardır". Konuşma karşılıklı bir eylemdir. Başka bir deyişle konuşma eyleminden en az bir gönderen ile bir alıcının bulunması gerekir. Her ne kadar gönderen (konuşan) alıcıdan (dinleyiciden) daha etkin ise de bundan, konuşma eyleminde alıcının (dinleyenin) edilgen bir rol oynadığı sonucunu çıkarmak yanlıştır. İyi bir dinleyici, yaratıcı etkinlik içinde bulunur, aksi halde iletişim tam olmaz.

 

Dinleyici, olağan bir konuşma eyleminde söylenenlerin anlamlarını gözleri ve kulaklarıyla alır. Dinleme, görsel ve işitsel simgelere tepki olarak tanımlanabilir.

 

Gündelik konuşmalarımızda, dinleyen, konuşanın simgesel davranışını hem görür, hem işitir. Konuşmanın içerdiği mesajı gözleri ve kulaklarıyla alır. Bu durum konuşma eyleminde dinleyici rolünde bulunan kişinin, aslında, hem dinleyici, hem de gözlemci olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Sözlü iletişimde konuşanın rolünü önemsemek, öte yandan dinleyenin rolünü küçümsemek doğru değildir. İletişimin başarıya ulaşmasında en büyük payın konuşana ait olduğu sanısı bir yanılgıdır. Gerçekte, iletişim eyleminin istenilen sonuçlara ulaşmasındaki çaba ve sorumluluk konuşan ile dinleyen arasındaki ortaklaşa bir temele dayanır. Konuşanın amacına varabilmesi ancak bu ortaklık sağlandığı ölçüde gerçekleşebilir.

 

İletişim, her zaman konuşan ile dinleyen arasında bilgi, beceri, tutum, davranış yönünden bir etkileşimi gerektirir. Eğer bu yönde, konuşanla dinleyenden birinde bir eksiklik, bir yetersizlik kendini gösterirse iletişim sağlanamaz. Bunun sonucu olarak konuşan da, dinleyen de ilişkisiz kalmak yüzünden ilgisiz hale gelir. Oysa, iletişimin etkili ve başardı olabilmesi için, konuşanın da dinleyenin de kendi benliklerinin üstüne çıkmaları, iletişim sürecinde paydaş olan bu kişilerin olanakları elverdiği ölçüde birbirlerini anlamaları zorunludur.

 

İşitme-Dinleme Süreci

İşitme ile dinleme birbirleriyle ilişkili, ancak birbirlerinden ayrı eylemlerdir. İşitme fizyolojik, dinleme ise psikolojik bir süreçtir.

 

Fizyolojik olarak, işitme; ses dalgalarının dış kulaktan kulak zarına iletildiği, orta kulakta mekanik titreşimlere; iç kulakta da beyine giden sinir akımlarına dönüştüğü bir süreçtir.

 

Dinleme adı verilen psikolojik süreç, bireyin, seslerin ve konuşma örüntülerinin farkında olmasıyla ve onlara dikkatini vermesiyle başlar. Belli işitsel işaretleri tanıması ve hatırlamasıyla sürer ve anlamlandırmasıyla son bulur.

 

İşitme-dinleme süreci aynı zamanda iletişim-öğrenme sürecidir. Görsel iletişim ve öğrenmede olduğu gibi, mesaj bir kaynak tarafından kodlanır ve bu kod bir alıcı tarafından açılır. Kodlanan mesajın niteliği, kaynağın mesajı açık ve mantıklı bir biçimde ifade etme yeteneğinden etkilenir. Kodu açılan mesajın niteliği ise alıcının mesajı anlamlandırma yeteneğinden etkilenir. Mesaj, yetersiz işitme mekanizmaları gibi fiziksel sorunlardan etkilenebilir. İşitsel uyaranların çokluğundan da etkilenebilir. Bireyin, istemediği sesleri dışarıda bırakma, ihtiyaç duyduklarını süzüp alma gibi önemli bir yeteneği vardır.

 

Mesaj, alıcının dinleme becerilerinden ya da alıcının bu becerilere sahip olmayışından da etkilenir. Alıcı, verilen bir dizi sese (mesaja) yönelmeli ve tüm dikkatini, ilgisini onun üzerinde toplamalıdır. Alıcının düşüncesi mesaj alınırken, alınmakta olan mesajın önünde gitmeli ve alıcı bu zaman farkını da bilginin organizasyonunda ve o bilgiyi kendisine mal etmede kullanabilmeli ki bir anlam çıkartabilsin.

 

İşitme-dinleme sürecinin her aşamasındaki belli engeller, algılanan anlamı azaltıcı süzgeçler gibi işgörürler. İşitsel (sözel) iletişimde bozukluklar, sürecin, kodlama, işitme, dinleme ve kodu açma gibi aşamalarında olabilir.

 

Mesajın tam olarak kodlanması, kaynağın mesajı organize etme ve sunma becerisine bağlıdır. Örneğin, mesajda kullanılan sözcüklerin alıcının sözcük dağarcığında bulunması gerekir. Kuşkusuz ki mesaj alıcının yaşantı alanında bulunan bir biçimde sunulmalıdır. İşitme süreci konuşmacının çok yüksek ya da çok alçak sesle konuşmasından ve alıcının işitme güçlüğünden ya da işitsel yorgunluğundan etkilenir. İletişim, dinleyicinin dikkatini konuşanlara vermemesi ya da işitsel çözümleme becerisinin yokluğu nedenleriyle azalır.

 

Alıcının,   gönderilen  mesajı  kendisine  mal  etme  ve  anlamlandırmadaki     deneyimsel yetersizlikleri de iletişimin yetersizliğine yol açacaktır.

 

Yukarıda belirtilenlerin yanı sıra dinlemeyi engelleyen kimi faktörler de konuşan ile dinleyen arasındaki iletişimin yetersizliğine neden olmaktadır.

 

İyi dinlemeyi engelleyen faktörler:

 

1. Konuyu ilginç bulmamak.

Şöyle bir düşündüğümüzde, hangi konu ilginç değildir ki? Televizyonu açarız, görürüz ki "Türkiye'nin Gümrük Birliği’ne girmesiyle elde edebileceği düşünülen kazanımları" tartışılıyor. Belki de ilginç bulmayarak geçeriz öteki kanala. O kanalda varsayalım ki çeşitli gazete temsilcileri ile bazı politikacılar belli bir yasa tasarısını tartışıyorlar. Belki o konuyu da ilginç bulmayıp yine başka kanala geçebiliriz. Diyelim ki Türkiye 1. Futbol ligini konu alan bir programda karar kıldık. Kendi kendimize de ilginç bir konu bulduk diye haz duyabiliriz. Peki ama bu konu çok mu ilginçtir? Ya da dinlemek istediğimiz konular daha mı az ilginçtir? Ya da hiç mi ilginç değildir? Bir konu bazı kimselere ilginç gelirken, belli bazı kimselere de ilginç gelmeyebilir. Öyleyse Chesterton'un söylediği gibi, ilginç olmayan konu yoktur, ilgilenmeyen insanlar söz konusudur.

 

Konuyu zihnimizi yoracak kadar ya da bizi düşünce üretmeye zorlayacak kadar çetin bulduğumuzda "ilginç değil" etiketini yapıştırarak kaçmaya yönelebiliriz. Oysa anlatılan konunun bizimle olan ilişkisini kurmaya, o konuyla ilgili görüş geliştirmeye çalışma sorumluluğunu yüklenebildiğimiz anda iyi bir dinleyici olma yolunda adım atmış olabiliriz.

 

2. Konuşanda ille de kusur bulmaya çalışmak.

Bazı kimseler belli bir konuşmacıya karşı geliştirdikleri olumsuz tutumları konuşma anında da sürdürürler. Dikkatlerini konuşulan konuya, başka bir söyleyişle, konuşmacının anlattıklarına değil de bazı jestlerine, mimiklerine ya da konuşma anında sıkça söylediği ya da söylemekte güçlük çektiği sözcüklere verirler. Her konuşmacı fiziksel ya da psikolojik bir rahatsızlıkla ya da eğitimindeki bir yetersizlikle anlatımını tam bir mükemmellikte gerçekleştiremeyebilir. Dinleyici, konuşmacıda kusur bulmak yerine onun neler söylediğini ya da neler söylemek istediğini anlamaya ve kavramaya çalışmalıdır

 

3. Konuşmadaki bazı noktalara aşırı duyarlılık göstermek.

Biz konuşanı her ne kadar aklımızla olduğu kadar duygularımızla da dinlemek zorunda isek de aşırı heyecana kapılıp mesajın özünü yitirmemeye dikkat etmeliyiz. Bir dinleyici ne derece heyecana kapılırsa, doğru ile yanlışı, geçerli ile geçersizi ayırt etme gücünden o ölçüde yoksun kalır; ayrıca, konuşmayı bütünü ile ve gereğince değerlendirmeyi başaramaz. Çünkü konuşmanın kimi bölümlerini aşırı duyarlıkla önemsemiş, kimi bölümlerini ise küçümsemiştir. Bu nedenle, dinleyenin, konuşmanın bütünlüğünü kavrayabilmek amacıyla heyecanına egemen olması zorunluluğu ağırlık kazanmaktadır.

 

4. Sahte dikkat

Kafamızda başka konularla meşgul olurken bir yandan da konuşmacıyı dinler gibi görünebiliriz. Hatta zaman zaman da "evet", "hayır" gibisine anlamları sözel ya da görsel bir biçimde iletebiliriz. Konuşmacı da, bizim sadece dinliyor imajı yaratmak için verdiğimiz mesajları gerçek sanarak konuşmasını ona göre yönlendirebilir.

 

5. Dikkatin kopmasına neden olmak ya da aldırmamak.

Bazen de dinlerken dikkatimizin dağıldığını farkeder, bu dağılmışlığa aldırmayarak dikkatimizi toplama çabasına girişmeyiz.

 

6. Düşünce hızından gereğince yararlanmamak.

Çeşitli kaynaklara göre normal bir konuşma hızında insanlar ağızlarından dakikada ortalama 150 sözcük çıkarmaktadırlar. Aynı anda insanın zihninden geçen sözcük sayısının ise ortalama 600-750 arasında olduğu belirtilmektedir. Bu demektir ki konuşan birisini dinlemekte iken, aynı zamanda, bize anlatılanla ilgili ya da ilgisiz pek çok şeyi de kafamızdan geçirmekteyiz.

 

Dinleyici olarak konuşmacının söylediklerinin 4-5 katı kadar malzemeyi zihnimizden geçirme üstünlüğümüzü söylenenlerle ilişkilendirerek kullanabildiğimiz ölçüde anlatılanları daha iyi anlama şansımız olabilmektedir.

 

SÖZSÜZ İLETİŞİM

 

İnsanlara tüm iletişim kanalları açık olmasına karşın, sadece sözcüklerin oluşturduğu kanal, bunlar arasında belki de anlamlan taşıma kapasitesi en az olan kanaldır. Oysa insanlar tüm bedenleri ile iletişim kurarlar. Bedene özgü anlam daha güvenilir olmaktadır. Bedenin sessiz diline ters düşen sözcükler pek az dikkate alınır. Öyle ki birbirleriyle sürekli konuşan insanların söyledikleri ile sözel olmayan davranışları uyuşmadıkça aralarında bir iletişim eksikliği değil bir inan eksikliği oluşmaktadır.

 

Beden dilimiz jestler, mimikler, oturuş, duruş gibi çeşitli tavırlarla kendini ortaya koyar. İnsanlar arası iletişimde bireyin durumuna ilişkin değerlendirmelerini taşıyan bu aracılara sözsüz mesajlar denir. Sözsüz mesajlarla yapılan bu anlatım biçimine de sözsüz iletişim denir. Sözsüz mesajlar insanın evrimsel gelişimindeki ilk anlatım biçimidir.

 

Kimi zaman, insanların duygularını anlamak gerçekten zordur. Kendilerine soramazsınız, çünkü ne istediklerini çoğunlukla söylemek istemezler; söylemek isteseler bile, çoğu kez duygularını kendileri de pek bilemezler. Bu kişilerin kafalarının içine girip ne istediklerini öğrenemeyeceğimize göre, yüz ifadelerine, beden belirtilerine bakarak, o anda nasıl bir duygu içinde olduklarını anlamaya çalışırız.

Yüz ifadeleri

İnsan bedeninin en dikkat çeken yeri yüz, yüzde ise en çok dikkat çeken yer gözlerdir.

 

İki insan arasındaki gerçek iletişim göz göze gelmekle başladığından gözlerin ve bakışın büyük bir anlam ve önemi vardır. Bir kimse gözünüze bakıyorsa size ilgi duyuyor demektir. Karşısındaki insan ya da nesneye ilgi duyan insanın gözbebekleri açılır. Öte yandan bir kimse, gözünü gözünüzden kaçırmakla, sizden birşey saklamak durumunda olduğunu ifade edebilir. Bu nedenle karşısındakini etkilemek isteyen insanlar gözlerinin içine bakarak konuşur.

 

Jestler ve Mimikler

Yüz kaslarının anlatım amaçlı kullanımı mimikleri; baş, el, kol, bacak ve bedenin kullanımı da jestleri oluşturur. Jest ve mimikler "esas" ve "ikincil" olarak ikiye ayrılır.

 

Esas jest ve mimikler, düşünce ve duygularımızı destekleyen, onları somutlaştıran hareketlerimizdir. Örneğin sohbet sırasında göz kırpma, baş sallama, kolları açma gibi işaret ve hareketler iletmek istediğimiz ve programladığımız bir mesajı içeren jestlerdir. Öte yandan kendiliğinden gelen ve hiç beklemediğimiz bir anda bizi yakalayan esneme ya da hapşırma gibi durumlarda bile jest söz konusudur. Esas olarak anlatıma katkıda bulunmayan ve kendiliğinden (refleksiv olarak) ortaya çıkan bu hareketlere ikincil jest ve mimik denir.

 

Esas jest ve mimikler; biyolojik kökenli ve temel duygulan dile getiren "anlatım jest ve mimikleri", gelenek ve göreneklere göre olması gereken davranışların oluşturduğu "toplumsal jest ve mimikler" ve bir öykünmeyi ya da tanımlamayı yansıtan "mimik jestler" olarak üçe ayrılır.

 

Anlatım jest ve mimikleri özellikle yüz ifadelerinde ortaya çıkan, biyo-psikolojik kökenli temel duygulan dile getiren hareketlerdir. Mutluluk, korku, öfke, şaşkınlık, üzüntü ve tiksinti duygulan ile ilgili bu hareketler hemen hemen tüm insanlarda ortaktır.

 

İşgöreniyle yüz yüze iletişimde olan yönetici işgörenin yüzünde beliren ifadeleri anlamlandırmakta güçlük çekmeyecektir. İşgörenin yüzünde beliren olumsuz ifadenin kendisinden de kaynaklanabileceğini düşünerek verdiği sözlü ya da sözsüz tüm mesajları kendi içinde tartıp gerekirse yeni mesajlarla onun rahatlamasına yardımcı olacaktır.

 

Toplumsal jest ve mimikler, toplumsal gereklere bağlı olarak gösterilenlerdir. Bireyin toplumsal konumu ve rolü gereği yaptığı ve yapmak zorunda olduğu hareketlerdir. Örneğin, işyerinde karşılaşan iki kişinin selamlaşması, bir üstün geldiği zaman astın saygı gereği ayağa kalkması gibi hareketler bu türdendir.

 

Mimik jestler grubunda ise tiyatro oyuncularının, pandomim sanatçılarının oyun gereği yaptıkları hareketleri, taklitleri, bir olayı ya da bir eylemi anlatan şematik jestleri görmekteyiz.

 

Baş hareketleri

Başın yukarı, aşağı yönlere ve yanlara olan hareketleri söz konusudur.

 

İnsan, kendisine yakın bulduğu ya da kendi görüşüne yakın görüş belirten kişilere doğru başıyla hafifçe yakınlaşır, uzak bulduğu ya da kendisininkinden farklı görüşler belirten kişilerden başıyla hafifçe uzaklaşır. Bu küçücük hareket, insanın gerçek duygularını ortaya koyması açısından büyük önem taşır.

 

Başın bu anlatım jestlerinin (=şematik baş jestlerinin) bedenin merkezinin duruşu ile birlikte değerlendirilmesi daha doğru bir fikir verir. İnsanın şematik baş jestleri oldukça çeşitlidir. Şematik jestler arasında en çok kullanılan "evet" ve "hayır" jestleridir.

 

Yapılan araştırmalar başın yukarıdan aşağıya doğru sallanma hareketinin "evet" anlamına geldiğini, sağ ve sola sallanma hareketinin ise "hayır" anlamında algılandığını ortaya koymuştur.

 

Bundan başka başın çok küçük hareketleri ile karşımızdaki insanları cesaretlendirici, destekleyici ya da rededici mesajlar veririz. Bu küçük mesajlar insan ilişkilerinde büyük önem taşır. Örneğin karşımızdaki kişinin söylediklerini dinlerken başımızı hafifçe yukarı kaldırmamız, konuşan kişide büyük rahatsızlık yaratır. Büyük bir olasılıkla söylendiğini tekrarlamaya veya sesini yükseltmeye başlar. Buna karşılık başımızı öne doğru hafifçe sallamamız, karşımızdaki kişide "anlaşılıyorum" duygusunu yaratır, rahatlık verir ve iletişimi kolaylaştırır.

 

 

Dokunma

İnsanlar arasında yakınlık ve sevgi duyguları, dokunma davranışlarıyla da dile gelir ve güçlenir. Dokunma duyumuz gelişmemiz için yeme, içme kadar önemlidir. 19 ncu yüzyılın sonlarında 20 nci yüzyılın başlarında yetimhanelerde ölen çocuk oranı çok yüksekti. O zamanki hekimlik çocuğun sadece biyolojik beslenmesine, temiz çevrede bulunmasına önem veriyor, fakat psikolojik ihtiyaçlarının olabileceğini düşünmüyordu. Yıllar sonra yapılan araştırmalar, bebeklerin gıda yoksunluğundan değil, kucağa alınıp sevilmemekten kaynaklanan çeşitli ruhsal kökenli hastalıklardan öldüğünü ortaya koydu. Bu araştırmalardan sonra, batı ülkelerinde bugün bebeğin günde birkaç kez kucağa alınıp sevilmesi, onunla konuşulması yöntemi uygulanmaktadır. Çocukların kucağa sık sık alınması yönteminin uygulanmasıyla ölüm oranında büyük bir düşme gözlenmiştir.

 

Ne var ki her dokunma biçimi güzel duygularla ilgili değildir ve olumlu olarak algılanmaz. Birisinin omuzuna elini koymak destek vermek anlamına gelebileceği gibi, bir üstünlük belirtisi de olabilir. Dokunma eyleminden çıkarılan anlam, kültürden kültüre farklılıklar göstermektedir.

 

Giyim Kuşam

İnsanoğlu şu ya da bu biçimde, az ya da çok örtünmeye başladıktan sonra kullandığı giysiler ve süsler de toplumsal statü ile ilgili özellikler kazanmıştır. Kişinin toplumsal statüsü, onun toplumda yaptığı işler ve üstlendiği roller tarafından belirlenir. Toplumsal tabakalaşma ve farklılaşmanın olmadığı toplumlarda bile, en azından cinsiyete, yaşa, belli becerilere ve ayrılıklara göre insanlar değişik rolleri üstlendiklerinden giyim, kuşam ve süsler de bu rollere göre biçim ve anlam taşırlar. Giyim-kuşam bireyin, sözleri ve bedeni kadar, beğenilerini, o anda içinde bulunduğu ruhsal durumu, karşısındakilere verdiği önemi, değeri yansıtır. Yerine, zamanına uymayan giyim kuşam çok değerli nice sözün üstünkörü dinlenmesine ve yanlı olarak algılanmasına yol açabilir.

 

İnsanın başka insanların karşısına mümkün olduğu kadar temiz, düzenli, bakımlı ve iyi giyimli olarak çıkması; yani insanın kendine bakması, kendisine ve çevresine olan saygısının bir göstergesi olarak düşünülmektedir. Kendi bakımına ve dış görünüşüne hangi nedenle olursa olsun özen göstermeyen bir kişi, başkalarından da kendisine saygı beklemiyor anlamı verebilir.

 

 

Günümüzde giyim konusunda çok büyük bir çeşitliliği yaşamamıza karşın dikkat etmemiz gereken, giyimimizin karşımızdakini etkilediğini bilmek ve bu etkinin toplumun hangi kesiminde nasıl olacağını önceden ve bilinçli bir biçimde saptayabilmektir.

 

Sözsüz İletişimin Özellikleri:

Sözsüz iletişimin kendine özgü bazı özellikleri vardır. Bunlar duyguları etkili olarak aktarma, iletişim eyleminin yokluğunu olanaksız kılma, insanlar arasındaki ilişkileri tanımlama ve belirleme, sözel içerik hakkında bilgi verme, sözcüklerle çelişebilme, belirsiz olma, güvenilir mesajlar verme ve kültüre göre olma gibi özelliklerdir. Bu özelliklerden bazılarına bundan sonraki satırlarda değinilmektedir.

 

Duyguları etkili olarak aktarma:

 

Düşünceler sözlü iletişimle, duygular ise sözsüz iletişimle daha kolay aktarılmaktadır.

 

İletişim eyleminin yokluğunu olanaksız kılma.

 

Aynı ortamda bir arada bulunan iki birey sözlü olarak bir iletişime girmeseler de giyim kuşamlarıyla, oturuş, duruş biçimleriyle mesajlar iletirler ve birbirlerine ilişkin bazı ipuçları yakalarlar.

 

İnsanlar arasındaki ilişkileri tanımlama ve belirleme

 

İnsanlar arası iletişimde ses tonu, mesafe, giyim-kuşam gibi ögeler ilişkilerin nasıl anlaşılması gerektiğini belirler.

 

Sözel içerik hakkında bilgi verme

 

Sözsüz işaretler genel olarak sözcüklerle iletilen mesajların daha iyi anlaşılmasına ve yorumlanmasına katkıda bulunur.

 

Sözcüklerle çelişebilme

 

İnsanlar diliyle çok kolay, bedeniyle çok zor yalan söylerler. Kimi zaman söylediklerimizle davranışlarımız çelişmektedir. Burada daha çok anlam yüklenmesi gerekenler sözsüz mesajlar olmaktadır.

 

Karşımızdaki kişinin bize gönderdiği sözlü ve sözsüz mesajlar birbirleriyle çeliştiğinde hemen her zaman sözsüz olanları gerçek mesaj olarak algılar ve ona göre tepki veririz.

 

Belirsiz olma

 

İşyerinde yüzünü somurtarak oturan işgöreni hemen anlamak kolay değildir. Niçin somurtuyor? Buna tek bir anlam yüklemek mümkün olamaz. Belki arkadaşlarıyla tartıştı, belki evdeki bir olay hâlâ canını sıkmakta. Bu belkileri çoğaltabiliriz.

 

Yöneticilerin konuşma anındaki söyledikleriyle sözsüz davranışları tutarlı olduğu ölçüde daha iyi bir çalışma ortamı yaratacaklarından kuşku duyulmamalıdır.

 

Bu aşamada dikkatlerimizi bireyler arası iletişimden tekrar yönetime ve yöneticilerin iletişimine çevirelim.

 

 

YÖNETİMDE İLETİŞİM

 

Her yönetici işinin gereği olarak kurum içinde ve dışında çok sayıda insan ile ilişki içindedir.

 

Örgüt her bireye kurum içinde belli bir iş , belirli bir sorumluluk ve belirli düzeyde bir statü verir.

 

Bu durumda başarılı bir iletişimin kurulabilmesi önce yöneticiler düzeyinde sağlıklı iletişimin kurulmasını gerekli kılar.

 

Yöneticiler bireyleriyle çelişmeyen emirler verip, tutarlı açıklamalar yaparlarsa kuşkusuz personel de bu tutuma olumlu ve tutarlı karşılık verebilir.

Yöneticiler arasındaki iletişim, ayrıca sağlıklı karar verme işlemini özendirir. Bunun yanında yöneticilerin sosyal çevre üzerindeki etkileri artar ve kurumun tanıtılması kolaylaşır.

 

Bir örgüt ortamı içinde, formal ve informal olmak üzere iki tip iletişimi işler. Formal iletişim hiyerarşideki basamaklar ve makamlar arasında, haber, bilgi ve kararların çift yollu olarak akımıdır.

 

İnformal iletişini ise, kişiler ve gruplar arası ilişkilerden meydana gelir. Formal iletişim ne kadar bozuk ve aksak olursa, informal iletişim o kadar artar ve zararlı etkiler yapar.

 

İletişim yukarıdan aşağı olduğu kadar, aşağıdan yukarı da işleyecek biçimde çift yollu düzenlenmelidir. Çünkü örgütün üyeleri kendilerine örgütte olup bitenler üzerinde bilgi veren yöneticileri severler ve desteklerler.

 

Çift yollu iletişimde yukarı giden haberler, aşağıya gelenlerden farklıdır. Yukarı gidenler öneri ve açıklamaları, aşağıya gelenler ise emirleri ve yönergeleri kapsar.

 

Üstten Asta Doğru İletişim

Bu tür iletişim amirden memura (ustadan işçiye) doğru bilgi ve haberin akışını açıklamaktadır.

Ancak yöneticiler fantazi broşür, pahalı filmler, nutuklar aracılığı ile alt kademedekilere ulaşmaya çalışmaktan kaçınmalıdır.

 

Bunlar çok pahalı oldukları gibi pek yarar da getirmezler. Yöneticinin iletişim ögeleri, engelleri ve mesaj düzenleme konularında yetişmiş olması gerekir, iletişim bir etkileme aracıdır. Fakat bu aracı aşırı ve yersiz kullanan yönetici iletişimin amacını zayıflatmış olur.

 

Örneğin, ziyaretçilerini ve astlarını görmeden önce bekleten yönetici, onu gücü ve önemi ile etkilemek niyetindedir. Fakat bu bekleme süresi arttıkça, bekleyenin de gerginliği ve endişesi artar.

 

Etkileme eğiliminde olan yöneticinin sözleri ile davranışları tutarlı değildir.

•Bir ziyaretçi ile görüştüğü sürece makam masasının arkasından çıkmayan,

•Birkaç telefon konuşması yapan,

•Astlarını çağırıp emirler veren,

•Göz ucuyla saatine bakan yöneticinin ilgisini belirten en içten sözler bile, bu davranışına aykırı düşer.

 

Kendisinden sürekli ve aşırı alçak gönüllülükle söz eden yönetici de, bu aykırılığın diğer bir örneğini vermektedir. Çünkü, gerçekten büyük olmayan insanın, aşırı alçak gönüllülük göstermeye hakkı yoktur.

 

Fikir yönünden zayıf olan yönetici, alıcıyı seçtiği sözcüklerle etkilemek ister ve bu sözcükleri sık sık tekrarlar. Aralıksız konuşan ve karşısındakine hiç fırsat bırakmayan yönetici de dönütün verilmesini engeller.

 

Giyim -kuşam, durumu sembolleştirir. Siyah elbiseli, kolalı yakalı bir yönetici formal bir izlenim yaratır, ancak bu çok resmi kılık saygıdan çok çekinme ve kızmaya da yol açabilir.

 

Bazı yöneticiler ise zamanın diliyle konuşmayı seçer. Çalışma saatinin bitimine 5-10 dakika kala verilen bir randevu, küçümseme ya da hakareti gizler.

 

Ziyaretçi ya da astları ile makam masasının arkasından konuşan yönetici, onları mesafe diliyle etkilemek eğilimindedir. Oysa, onları odasının bir köşesindeki küçük bir masada kabul ederek aradaki mesafeyi küçülten yönetici, daha olumlu bir etki yaratmış olacaktır.

 

Yöneticinin iletişim kurmadaki başarısızlıklarının bazıları iyi bir iletişimin ön koşullarını ihmal etmekten gelmektedir.

 

Bu ön koşullar şunlardır:

 

1. Bilgi Toplama:

Bir yönetici işyerinde olup bitenlerle, sosyal değişme ve gelişmeleri izlemeli; bunlar için güvenilir bilgi kaynaklarına sahip olmalıdır. Eğer bir yönetici bunları bilmiyor ve anlamıyorsa iletişim kuramaz. Bu tür bilgileri mümkün olduğu oranda erken edinmeli, kendisine sorulan sorulara geçerli yanıtlar verebilmelidir.

 

2. Olumlu Tutum Geliştirme:

Bir yönetici birlikte çalıştığı kimselerle iletişim kurmaya ve bunun hem kendisi hem de çalışanlar için yararlı olduğuna içtenlikle inanmaya çalışmalıdır.

 

 

3. İletişim İçin Planlama:

Hiçbir yönetimsel planlama, iletişimle ilgili bir bölümü kapsamadıkça tamamlanmış sayılmaz. Çünkü insanlar kendilerini etkileyen olaylardan, değişimden haberdar olmaktan hoşlanırlar.

 

Çalışanların, herhangi bir eylemin başlangıcında iletişimi kolaylaştıracağı için bilgi sahibi olmaya ihtiyaçları vardır. Kendileri dışında gelişen tüm değişmeler onları umutsuzluğa ve gerilime götürür.

 

4. Çevredekilerin Güvenini Kazanma:

Çalışanlar, onları etkileyen olaylar hakkında kendilerine bilgi ulaştıran kimseye güvenmek, amacını bilmek isterler. Böylelikle onunla kolay iletişim kurarlar. Amaç görüldüğü zaman durumun anlaşılması kolaylaşmaktadır. İnsanlar yapılanların hele de kendilerine yaptırılanların nedenlerini bilmek istemektedir.

 

Anlayış her zaman fikir birliği getirmeyebilir, ancak kabul ya da red davranışını belirli ve bilinçli kararlara dayandırarak seçme şansını artırır.

 

Güven duymadan iletişim kurma ne kadar güçse, iletişim kuramadığımız kişiye güven duymamız da bir o kadar güçtür. Bu nedenle iki kavram birlikte ve yavaş yavaş kurulup geliştirilmelidir.

 

Yöneticinin bazı konulan iletişim kapsamına almaktan sakınması, çalışanları bilgi vermeye zorlamaması gerekir. (Dini inanışlar-politik görüşler ideolojik görüşler v.b.)

 

Yönetici bu konudaki farklılıklara saygılı davranmalı, kişileri kesinlikle görüşlerini açıklamaya ve değiştirmeye zorlamamalı hatta niyetlenmemelidir.

 

Asttan Üste Doğru İletişim

Bilgi ve haberin iki yönlü akışına özen göstermek gerekir. Bilgi aşağıdan yukarıya doğru giderken kopukluk olursa, çalışanların ilgisini ve katılımı sağlamak güçleşir, çalışanların görüşlerinden yararlanılamaz. Yöneticinin personelin sorunu ve görüşlerini alması güçleşir, karar vermeye ve değerlendirmeye yetecek nitelikte ve nicelikte güvenilir bilgi sağlanamaz.

 

Kurumlarda   haber   ve   bilgi   akışının   zayıf   olduğu   araştırma   sonuçlarında gözlenmektedir.

 

Gerçekte aşağıdan yukarıya olan iletişim hem yönetim amacıyla bilgi sağlamak, hem de işçinin, memurun doyum sağlaması bakımından önemlidir.

 

Unutulmamalı ki yukarı giden iletişim orta basamaklarda takılır ve tutulur!...

 

Her ne kadar çalışanlar kurumun yöneticileriyle iletişim içinde olmalarının gereğine inanıyorlarsa da, bunu gerçekleştirecek girişimden çekinmektedirler.

 

Bu durum iletişimi engelleyen önemli bir faktördür. Bu nedenle iletişim şansa bırakılmamalı, engeller ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır.

 

Örgütün içinde dışında bulunan birçok engel iletişim sürecini güçleştirir ve bazen tümüyle durdurur.

 

Bu engeller aşağıdaki gibi özetlenebilir:

1. Psikolojik engeller: Kaynak ve alıcının görüş çerçeveleri, duygu ve heyecanları, saplantıları, psikolojik rahatsızlıkları.

2.  Fizyolojik engeller: Kaynak ve/veya alıcıdaki fizyolojik rahatsızlıklar.

3. Fiziksel ortam engeller: Bulunulan ortamın aşırı gürültülü, rahatsızlık verici döşeme biçimi, aşırı ışık, ısı, kirlilik, koku vb.

4. Anlamsal engeller: Konuşma ve yazı dilindeki karışıklık ya da inceliklerin neden olduğu farklar ve anlaşmazlıklar.

5. Statüye ilişkin engeller: Kaynak ve alıcının sosyal ve resmî statüleri, akademik ve meslekî açıdan gelişme farkları.

6. Korunma:  Kaynağın bazı yüklenmeler  altına girmesi  durumunda önceden hazırlayacağı savunma mekanizmaları.

7. Alan (mesafe): Merkez ile birimler ve birimlerin kendi aralarındaki uzaklıklar.

8. Hiyerarşi: Ast-üst ilişkilerinde çatışmalar. Yetkinin oldukça az ya da aşın derecede aktarılması, fazla dar ya da geniş kontrol alanı, düzensiz haber ve bilgi akımı.

9. Uyutma: Karar sürecine katılma olanağı verilmeyen uygulayıcıların, emirleri savsaklaması ya da önemsiz sayması.

10.Örgütün amaçlan ve görevleri gereği, bazı kapsamın sınırlanması ya da gizli tutulması.

11.Giyim kuşam.

Bütün bunların yanında çalışanların bir bölümü bildiklerini açıklama yeteneği açısından yetersiz olabilir ya da kendilerini öyle değerlendiriyor olabilir.

Çalışanlar (işgörenler), yöneticiler kadar iletişim becerisine sahip olmadıkları gibi, uzman yardımından da yararlanma şansına sahip değildirler. Bu nedenle de asttan üste iletişim çok az gerçekleşebilmektedir.

 

Bu engelleri aşmak için yöneticinin izleyeceği strateji ve ilkeler şöyle özetlenebilir.:

1. İletişim için olumlu bir girişimde bulunmak (girişimi başkalarından önce ele almak), gereksiz yere karşıdan işaret gelmesini beklemek

2.  Personelden çeşitli yollarla bilgi edinmeye çalışmak.

3.  Edindiği bilgileri değerlendirip, önemlilerini seçerek kullanmak.

4.  İletişime yapıcı görüşlerle başlamak.

5.  Çevresindekilerin katılımını ve işbirliğini sağlamak.

6.  Çevredeki liderleri de çalışmalara katmak.

7.  Başarılan işleri ortaya koymak.

8.  Katılanları güdülemek.

9.  İhtiyaç ile doyum arasında denge kurmak.

10.Söylentilere gerçeklerle engel olmak.

11. İletişim engellerini bilmek.

12. Başkalarının fikirlerine saygı göstermek.

13. Önemli haberleri yinelemek.

14. Destek ve karşıt güçleri tanımak.

15. İletişimi aralıksız sürdürmek.

 

(Özel toplantılar, çay araları ile informal iletişim geliştirilerek formal iletişim sağlıklı kılınabilir.)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ETKİLİ SUNUM VE BEDEN DİLİ

 

"Hakkınız var! Haklısınız! Zam gerek, enflasyon falan!", "Ev sahibine %45 kabul ettirebilir miyim?", "Hanım gene bir dünya iş yükleyecek ondan nasıl kurtulabilirim?". Bütün bunlar için saatlerce düşündünüz, kelimeleri zihninizde ardı ardına eklediniz, belki notlar aldınız. Ama patronun, öğretmenin, amirin, hanımın ya da beyin karşısına geçtiğinizde hepsi üstünüze yıkılıverdi öyle değil mi? Neyse paniklemeye hiç gerek yok, gelin birlikte insanlarla daha iyi iletişini kurmanın yolunu arayalım.

 

İnsan olarak diğer insanlarla iletişim kurmak için üç şeye ihtiyacınız vardır. Söz, tonlama ve beden. Eğer bir sağlık probleminiz yoksa ki, dileğim kimsede olmaması, o zaman helva yapmak için her şey hazır dernektir. İnsanın amacı diğer insanlar arasında bir ya da birkaç adım öne çıkarak göze batmaktır. Hatırlarsınız, lise veya üniversitede çalışkanlar önde, tembeller arkada oturur ki, öğretmen beni görmesin de soru sormasın diye! Ama bu durumdan sıkılıp zaman zaman iyi olduğu konularda kendini bir adım öne çıkarmak ister, fakat iki kelimeyi bir araya getiremez, terden sırtı sırılsıklam olur, bütün sınıf üstüne yürüyor gibi gelir ve maalesef bildiklerini de anlatamaz, sıfırı alıp oturur. Eh bizim öğretmenlerimiz de "niye?" diye sormadıkları için bir dahaki şans hep daha uzaklara gider.

 

O zaman niye ya da neden sorusunu biz soralım. Şöyle bir soruyla başlanabilir: "Acaba ben mi bedenimden ibaretim, yoksa bedenim mi benden?" Ama cevap yok.

 

Metin Kutusu:


Doğaldır ki, insanın kendini ifadesi; aile eğitimi, çevre faktörleri ile çok yakından ilgili. Türk toplumunda geleneklerden kaynaklanan maalesef pek çok yanlış var. Örneğin;

 

Metin Kutusu:
Ya okulda,

 

Bunları hepimiz yaşadık ve bu örnekleri çoğaltmak mümkün.

Bunlara katılıyorsanız, o zaman yanıt "e" şıkkı.

Günümüzde   birey   olmaktan,    kişisel   yetenekleri   geliştirmekten   sıklıkla bahsediyoruz. Artık yaşam standardı değil de yaşam kalitesinden söz ediyoruz. Fakat saydığımız örnekler hep üstümüzde, yanımızda karabasan gibi gezdi Eh o zaman bugünden sonrasına bakalım.

 

 

YAŞANACAK ZAMAN VARSA ÖNÜMÜZDE HİÇBİR ŞEY İÇİN GEÇ KALINMIŞ SAYILMAZ.

 

Öncelikle kendiniz tekrar tanımaya çalışın. Kapatın gözlerinizi ve "ben kimim?" diye sorun, sizden içeri bir yere. Alışkanlıklar nelerdir? Korkular nelerdir? Üstün yanlar nelerdir?

 

Cevaplarınızı yazın bir kenara ve başlayın o en başta söylediğimiz helvayı yapmaya.

 

Toplum içinde konuşmaktan korkuyorsanız, amirinizin kapısını çalmaktan çekiniyorsanız, bakan çağıracak diye ödünüz kopuyorsa ya da sözlüden fellik fellik kaçacak yer arıyorsanız, hiç üzülmeyin yalnız değilsiniz. Neredeyse herkes bizim gibi...

 

İşte sorduğumuz sorular yine geldi- "peki neden?" -cevap çok basit: Ya şekeri fazla ya çok kavrulmuş ya da suyu az koydunuz. Yani aldığınız tarif yanlış. Gelin o zaman kendimizi doğru ifade edebilmek için tarifimizi baştan yapalım:

 

*          Öncelikli madde; korkmak hiç ayıp değil, diğerleri gibi korku da son derece doğal bir duygudur.

*          Yapacağınız işi, kendi başınıza ya da başkasıyla yerine getireceğinizi kendinize söyleyin ve inanın, herkesi kandırabilirsiniz ama kendinizi asla.

*          Olaylar karşısında (balo, toplantı, bir sunum...) neden alt-üst olduğunuzu analiz edin. Belki de fazla tepki gösteriyorsunuz.

*          Durumu gözden geçirin.

*          Güçlü yanlarınıza bakın.

*          Çok sıkıldıysanız o ortamdan kurtulun, kendinize vakit ayırın ve tekrar gelin. Koltuk değneklerine sıklıkla sarılmayın, stresinizi çözmenize yardımcı olmazlar, aksine çoğaltırlar.

*          Güvenilir bir kişiyle duygularınızı paylaşın.

*          Stresiniz hafiflediği zaman durumu gözden geçirin. Duygu ve düşünceleriniz ne idi? Stresinizi nasıl yönettiniz? Bu yaşantıdan neler öğrendiniz?

*          En önemlisi mizahı hiç unutmayın, olaylara mizahi yönle yaklaşmaya çalışın. Çünkü gülmek özgürlüktür.

 

İletişim bir düşünce alış-verişidir ve alıcı-verici arasında bir paylaşımdır. Konuşmacıysanız göreviniz, anlattığınızın herkes tarafından anlaşılmasıdır. Verdiğiniz mesaj mutlaka alıcıya ulaşmalıdır.

 

Mesajı bir sunuşla aktarmanız gerekir. Bunun için de sunuş dinamiklerinin oluşması gerekir, ama öncelikle sunuş nedir? Ona bakalım.

 

Sunuş bir ya da daha çok kişiye fikir aktarmaktır. Bulunduğunuz organizasyon içine yapıyorsanız bilgilendirmek, dışına yapıyorsanız ikna etmek amacı taşır.

Gelelim bir sunuşun iletişim dinamiklerine;

*          Verici alıcıya konuşur.

*          Verici alıcının tepkisini ve anlama düzeyini ölçmek amacıyla onun yüz ifadelerini ve beden dilini yorumlar.

*          Alıcı vericiyi dinler, onun yüz ifadeleri ve beden dilini izler ve bütün mesaja     toparlar

*          Alıcı mesajı anladığını vericiye belirtir.

*          Verici orijinal mesajı açığa kavuşturur, alıcının mesajı anladığına ilişkin ifadesini yanıtlar ve orijinal mesaj üstünde çalışmaya devam eder.

 

Hani söylemiştik ya kendinizi tanıyın diye öncelerde, gelin şimdi kendimizi analiz edelim:

*          Temel değerlerim neler?

*          Bu değerlerin her biri benim için ne kadar önemli?

*          İhtiyaçlarım neler?

*          Bu ihtiyaçlarımdan hangileri karşılanıyor?   

*          Karşılanmayan ihtiyaçlarım nasıl karşılanabilir?  * Güçlü yanlarım neler?

*          Gelişme alanlarım hangileri?

*          Bu alanları nasıl bir güce dönüştürebilirim?

 

Bu analiz biraz da risk almayı gerektirir. Ama kazancınız aldığınız riske değecektir. Kendinizdeki değişimi görebilmeniz için, kendinizi tanımanız şart. Göreceksiniz olaylar karşısında yetenekleriniz arttıkça her şey daha güzel olacak.

 

Her şeyde olduğu gibi sunuşta da plân en önemli unsurdur. Plânlamayla etkili sunuş için her şey önceden belirlenebilir ve bu da olaylarla başa çıkabilmek, dinleyiciyi tanımak ve topluluğu kontrol altında tutmak için size büyük bir ayrıcalık kazandırır.

 

Peki nasıl bir plân?

*          Sunuşun amacı

*          Konuşmacının hedefleri       

*          Dinleyicinin rolü, hedefleri

*          Ne zaman, nerede, kim?

*          Donanım ve materyaller

*          Maliyet

*          Sunuşa yaklaşım  

*          Sunuşun içeriği

 

Bir sunuşun  hedefleri  çok kolaylıkla  belirlenebilir,   önemli  anahtar doğru soruları sorabilmek:

*          Bilgi mi verecek?

*          Açıklamalarda mı bulunacak?

*          Rapor mu sunacak?

*          Eğitim mi verecek?

*          Onay mı bulacak?

 

Bir sunuşun hedefleri olur da sunucunun olmaz mı? Olur elbet:

*          Saygı, inanç ve güven uyandırmak

*          Geri beslemeden öğrenmek

*          Soruları daha iyi kullanmak

*          Özgüven oluşturmak

*          Aktif bir dinleyici olmak

 

Peki bütün bunları bizler oturup düşünürken, iletişimin bir diğer ögesi yani dinleyici   boş   mu  durur?   Elbette  hayır,   öncelikte   hatırlanması   gereken   iyi   bir konuşmacı olmanın yolu iyi bir dinleyici olmaktan geçer. İnsanlar dakikada ortalama 120 kelime konuşurken, dinleyici 800 kelimeye kadar alabilir.

 

Sunuş sırasında dinleyici konuşmacıya sözlü ya da sözsüz bilgiler verir. Sizi anlayıp anlamadığını kaş, göz, el, kol hareketleri ya da sözlü itiraz ya da katılımıyla ifade eder. Onları ikna etmek, doyurmak zorundasınız. Bunun için dinleyiciyi de iyi analiz etmeniz gerekir:

 

*          Gelecek insan sayısı ve isimler

*          Gelecek insanların konumları (hitaplar)

*          Temsil edilen bölümler

*          Yönetici sayısı

*          Geleceklerin cinsiyeti

*          Yaş ortalamaları

*          Karar alma gücüne sahip insan sayısı

*          Sunuşun konusuna ilgi duyanların sayısı ve duymayanların sayısı

Bu arada sunuşun yapılacağı ortamın da sizin anlatmanıza diğerlerinin dinlemesine en iyi olanağı sağlamasını da unutmamak gerekir.

 

Bir sunuşun hazırlanması pek çok aşama gerektirir. Bu, sunuşun analiziyle başlayıp, sonlanmasıyla biten pek çok aşamadan oluşur:

*          Sunuşun analizini yapma

*          Veri toplama, düzenlemesini yapma

*          Sunuşun plânını çıkarma

*          Metni yazma

*          Görsel yardımcıları saptama (bilgisayar, tepegöz, slayt, film, projeksiyon, video, grafik..)

*          Metni konuşmaya dökme

*          Sunuşu prova etme

*          Sunuşu yapma

 

Bütün bunların ardından yapılması gerekenler daha bitmiş değil, sunucu bir sunuş sırasında liderlik konumunu asla bırakmamalıdır. Liderlik başka bir ele geçtiğinde gücünüz tamamen biter, bu yüzden dinleyicinin kontrolü hep sizin elinizde olmalıdır.

 

Karar alıcılar dinleyicilerin içinde mutlak yer alır. Bu kişiler sürekli dikkatli, her an soru soracak durumda ve dinleyicilerin sesi olan insanlardır. Bu insanlara çok dikkat etmek zorundasınız.

 

Bütün bu anlatılanlardan sonra "yani ne olacak şimdi?" demek son derece doğru. Efendim sıra geldi bunları uygulamaya topluluğun önüne çıkıp konuşmaya; kendimizi analiz ettik, iyi plan yaptık, metni yazdık, konuşmaya dönüştürdük, provamızı yaptık, dinleyicilerin kim olduğunu öğrendik veee perde...

 

Hani demiştik ya söz,  tonlama ve beden; şimdi sıra bunlarda:

Söz: Söz gümüşse, sükût altındır. Zaman zaman doğru ama "Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır". Bir yerden sonra ne anlattığınız değil, nasıl anlattığınız önemli.

 

Konuştuğunuz dilin teknik özelliklerini tüm yönleriyle bilmek zorundasınız.

 

Bizim işimiz Türkçe, Türk’üz, Türkçe konuşuruz.

 

Türkçe yazıldığı gibi okunan bir dil midir? Bence yanıt "değildir". Hemen küçük bir hesap yapalım.

 

Bilinen 29 harfimiz vardır, hepsi birbirinden önemli. Ama isi sese dökünce öyle değil.

-A- ile başlayalım, kalın-uzun-ince olmak üzere:

Üç adet   ELA - ALKOL - LÂLE (ince)

AK - DAR - ZAR (kalın)

CAHİL - SADIK (uzun)

 

-E- tam dört söylenişe sahiptir,  açıktan  kapalıya doğru; derslerde bunun örnekleri seslendirilecektir.

 

-O- kalın ve ince olmak üzere iki söylenişe sahiptir.

Kalın: OVA - OCAK - ODA

İnce: LOCA - LOKANTA

 

-U- kalın ve ince iki söylenişi vardır:

Kalın: UÇ - UCUZ – UÇAK

İnce: RÜYA - HÜLYA - RÜZGÂR

 

-K- ve -L- harfleri  yanındaki  sesli  harflerden etkilenerek ikişer söylenişe sahiptir

 

Bir diğer harf ise -Ğ-dir. -G-ler kendinden bir önceki harf kadar uzar, yani söylenmez; seslendirilmez,

SAĞMAK-SA:NAK,   YOĞURT-YO:URT,   BUĞU - BU:U gibi.

 

 

Şimdi bir hesap yapalım:

                                               2               A

3

 

 E

 

1

 

 O

 

1

 

 U

 

1

 

 K

 

1

 

 L

 

9

 

 

 

29

 

 ALFABE

 HARFİ

 

38

 

 

 

1

 

Ğ

 

37 yani böylesine bir hesap ile görüyoruz ki, Türkçemizde 29'dan çok daha fazla harf var. Bu hesaplama daha da genişletilebilir Öyleyse sesleniş, söyleyiş olarak dilimizin bütün özelliklerini en iyi şekilde kullanmak zorundayız.

 

Gelelim tona: Sesiniz kaç tonsa işiniz o denli kolay demektir. Durağanlık her zaman güzel konuşmanın düşmanıdır Başkaları bizi dinlerken, konuşmamızın müziğini duyar, ondan etkilenirler. Tonlamayı ne kadar uygun ve yerinde kullanırsanız, dinlenme ve anlanma oranınız o kadar artar. Bununla birlikte nefes kullanımı, duraklar, söz aklındaki bütünlük de bu kategorinin içine sokulabilir.

 

İşte sıra en merak edinilen bölümde yani beden ve dili. Bu işi anlatmaya gözlerden başlamak en uygunu galiba. Gözler kişiliğinizin aynasıdır. İletişimde bulunduğunuz kişi ya da kişilerle onları rahatsız etmeyecek ölçüde göz teması kurunuz. Çünkü her insan, beden dili kurallarını öğrenerek, sizi ikna etmeyi başarabilir. Ancak göz bebeklerini kontrol etmesi nerede ise imkânsızdır, insan bir şeyden ya da kişiden hoşlanırsa, göz bebekleri büyür. Eğer kumarbazın elindeki kâğıtlar iyi ise, göz bebeklerine bakın; büyük ise oyuna girmeyin. Karşı cinsten biri sizi beğeniyorsa, onun da göz bebekleri büyür. Ama şunu da unutmayın ki, göz bebekleri karanlıkta büyür, aydınlıkta küçülür. Ben de bunları bir kitaptan öğrendim.

 

 

Ayrıca göz temasının süresi de önem taşır Konuşmanın süresinin %60 ile 75'i göz teması için önerilen süredir. Ancak unvan büyüdükçe göz teması o oranda azalır. Bakışlar statüyü belirler. Az bakan çok önemlidir. Bakışlarınızla bulunduğunuz yerden çok uzaklara ulaşabilirsiniz, ama insanların size yaklaşmasına bir yerden sonra tahammül edemezsiniz. Çünkü her insanın bir özel alan sınır vardır. Bu sınır kişiliklere göre değişmekle birlikte genel kanı özel alanın 30-50 cm olduğu yönündedir. Buraya herkesin girmesi mümkün değildir. Eşiniz, sevgiliniz, ailenizden insanlar ve çok yakınlarınız dışında sizin özel alanınıza başka insanları almak istemezsiniz. Bu da sahiplenme duygusunun önemli bir göstergesidir. Salondaki koltuğunuz, yatağın belli tarafı, masanızdaki eşyalar, giysileriniz, arabanız, eşiniz ya da sevgilinize karşı olan sahiplenme güdünüzü lütfen düşünün.

 

Özellikle ilk görüşmelerde mahremiyet alanına özel alana saygı göstermek gerek. Sınırı aşmamak büyük önem taşır, yoksa etkinizi kaybedebilirsiniz. Özel alanın dışında 50-120 cm arası kişisel alan, 120-360 cm arası sosyal alan ve sonrası ortak alan olarak adlandırılır.

 

Beden kullanımında eller büyük önem taşır. Ellerin konumu sizin kişi ya da konu hakkında düşüncelerinizi açığa çıkarır. Dua eder gibi eller, insanlara açık ve güven verici olduğunuzun bir ifadesidir. Tersi, yani ellerinizin aşağı bakması ya hükmetmek isteğinizi ya da karşı koyma durumunuzu açığa çıkarır. Dinlerken de ellerin duruşu çeşitli anlamlar taşır. Çeneyi tutmak, şakağa baş parmağın konması iyi dinlediğinizin bir ifadesidir. Yine baş parmağın, ileriye doğru hareketsiz bakması bir hedef göstermek anlamını taşırken, aşağı-yukarı sallanması bir tehdit içerir.

 

Ayrıca eller dokunmada büyük önem taşır. Dozu kaçırmamak kaydıyla bütün insanlar dokunmaktan ve dokunulmaktan hoşlanır. Bir sevgi dokunuşu uzarsa, karşıdakini rahatsız eder. Tokalaşmak, ilk kez karşılaşan iki insanın yaptığı ilk bedensel temastır. Bu da yaptığımız tokalaşma tarzına göre kişiliğin sırlarını ele verir. Mengene gibi sıkmak bir güç belirtisi iken, çok hafif tutmak çekingenlik ifade eder. Elini diğerinin üstüne bastırmak, kendine doğru çekmek başından kişiye üstünlük kurmak için yapılan baskıdır. Bu gibi durumlarda eğer farkındaysanız karşılık verin. Siz diğer elinizi onun elinin üstüne koyan ve en az onun kadar üstün olduğunuzu ona belli edin.

Kollar da insanların düşüncelerini dışa vururlar. Kolların duruşu da insanın iç ifadesidir. Eğer kollar merkez yani göğüs üstünde birleştirilmişse çoğunlukla savunma anlamına gelir. Dışarıdan gelecek saldırılara kendimizi kapatırız. Kol kavuşturmalar, ellerin duruşu ile farklı anlamlar kazanabilir. Örneğin, yumruklar sıkılmışsa, tehdit ile birlikte tartışmaya hazır bir savunma; eller kolları sıkıca kavramışça, "bu defansı zor aşarsın"; dört parmak koltuk altında baş parmaklar dışarıda ise "savunmadayım ama her an saldırabilirim" anlamı çıkarılabilir. Çıkarılabilir dememin sebebi sadece vücudun bir bölümüne bakarak yargıya varmanın doğru olmamasındandır. Postür yani duruş baştan ayağa bütün olarak taranmalıdır. Kolları iki örnekle bitirelim: Kız öğrenciler okul çıkışlarında kitapları merkezlerine bastırıp, kolları ile sıkıca sararlar. Bu dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı istemsiz bir savunmadır. Bu davranışı erkek öğrencilerde göremezsiniz. Çünkü onlar potansiyel saldırgan konumundadır. Yine kolların belin iki yanına konması, savaş baltalarının topraktan çıktığı anlamını taşır. Hele eşiniz böyle bir pozisyondaysa uzaklaşmanızda büyük yarar var.

 

Oturuş ve bacak duruşları, beden dilinin diğer ifade harfleridir. Bacak bacak üstüne atmak kadınlarda daha sık rastlanır bir savunma ifadesidir. Bir bacağın diğerinin üstüne yere paralel olarak konulması bir üstünlük ve meydan okuma anlamı taşır. Ayakların çapraz atılması, bir huzursuzluk işaretidir. Yine ayakların arkaya doğru üst üste konulması, güvensizlik işaretidir.

 

Ve yalan... İnsanlar yalan söylerken, bedenlerinde terleme, kızarma, kekeleme gibi istemsiz değişiklikler olur. Bunlar bilinenler. Ancak bunun dışında yalan söyleyen kişi anlattığı konuyu gereğinden fazla uzatır. Yalan söyleyen kişilerin elleri saklama kaygısı ile ya önde ya da arkada kenetlenir. Ayrıca gözler, genellikle aşağıya kayar. Bununla birlikte yine eller, yüz üzerinde tedirginlikle dolaşır. Erkekler genellikle gözleri ile oynarken; kadınlar, elleri ile burunlarının çevresine dokunurlar. Eğer gözler temastan kaçırılıyorsa, altında doğru olmayan bir şeyler arayabilirsiniz. Yine erkekler yalan söylerlerken kravat ya da gömlek yakaları ile oynarlar. Yalan söyleyen kişi, konuşurken daha çok hareket eder; özellikle otururken bir öne bir arkaya sallanıp sürekli duruş değiştirir. Ve en önemlisi, eğer görebilirseniz yalan söyleyen kişinin göz bebekleri küçülür.

Bütün bunların sonunda giyimin önemine bir bakalım. Gri, mavi ve siyah resmiyeti temsil eder. Resmî toplantılara asla kahverengi giymeyin. Toprak rengi saklanma, gizlenme anlamı taşır. Özellikle erkekler kravat seçimine dikkat etmeli, açık renk bir gömlekle çarpıcı bir kravat takmaya önem vermelidir. Kadınlar ise, dişiliklerini öne çıkaran makyaj ve takılardan kaçınmalıdır. Fazla parlaklık göz alır. Anlattıklarınızdan çok siz dikkati çekersiniz.

 

İşte bütün bu yazılanlar, daha iyi anlaşılmak ve daha iyi anlamak için. Ama yine de "SİZ SİZSİNİZ". Eğer bunları uygularken size yakışmadığını anlarsanız. Lütfen hiç denemeyin. Elbise üstünüze uymazsa "kimin?" diye sorarlar. En iyisi dikkatli davranın "SİZ SİZ OLUN".


BEDEN KULLANIMINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN ÖZELLİKLER;

*          İNSANLARI RAHATSIZ ETMEYECEK ORANDA,

OLABİLDİĞİNCE GÖZ İLİŞKİSİ KURMAK. KONUŞURKEN, DİNLERKEN GÖZ İLİŞKİSİ KURMAK, DİNLEYİCİ İÇİN SİZE ANLATIYORUM, SİZİ ÖNEMSİYORUM ANLAMI TAŞIR. ANLATICI İÇİN DİNLENİLDİĞİNİN EN ÖNEMLİ GÖSTERGELERİNDEN BİRİDİR.

*          YÜZ İFADENİZ CANLI VE DİNAMİK OLMALI.

PEK ÇOK DÜŞÜNCEYİ BAŞKALARINDAN SÖZEL ANLAMDA SAKLAYABİLİR, AMA YÜZÜMÜZDE SAKLAYAMAYIZ.

*          SICAK VE GÜVEN VERİR NİTELİKTE TEBESSÜMÜ ASLA UNUTMAYIN. ÇÜNKÜ GÜLMEK BÜTÜN İNSANLAR İÇİN MUTLULUK VERİR.

*          DONUK VE ANLAMSIZ BİR YÜZ İFADESİNDEN KAÇININ. SAVUNDUGUNUZ FİKRİ DÜŞÜNCE VE BEDEN OLARAK ÖNCE SİZ BENİMSEYİN.

*          BAŞINIZI DİK TUTUN.

"NE EFENDİ ADAM, BURNU AMMA HAVADA"                             GİBİ    DEYİMLER     HEP         BAŞ          HAREKETLERİNDEN

KAYNAKLANMIŞTIR.

*          BEDEN HAREKETLERİNİZDE ÖLÇÜLÜ VE DİKKATLİ DAVRANIN. GEREKSİZ BEDEN ANLATIMLARINDAN KAÇININ.

*          KOLLARINIZ ARASINDA KALAN BÖLÜM YANİ GÖĞSÜNÜZ SİZİN MERKEZİNİZDİR. KİMİNLE YA DA KİMLERLE KONUŞUYORSANIZ, MERKEZİNİZ ONA VEYA ONLARA DÖNÜK OLMALIDIR.

*          AYAKTAYSANIZ DİK DURUN, OTURUYORSANIZ OTURDUĞUNUZ YERİN SAHİBİNİN SİZ OLDUĞUNU MUTLAKA BELLİ EDİN, GÜVEN VERİN. DİĞER KİŞİLERİ DİNLERKEN ONLARA YÖNELİP, BAŞ HAREKETLERİYLE DİNLEDİĞİNİZİ BELLi EDİN, BU SİZE DAHA FAZLA SAYGI GÖSTERİLMESİNİ SAĞLAYACAKTIR.

*          BEDEN TEMASINA DiKKAT EDİN. SİZDEN STATÜ OLARAK ALTTAKİLERE, GENÇLERLE, SİZLE AYNI CİNSTEN OLANLARLA ONLARI RAHATSIZ ETMEDEN BEDEN TEMASI KURUN.

*          KONUŞACAĞINIZ KONU İÇİN MUTLAKA ÖNCEDEN HAZIRLANIN, ASLA HERŞEYİ BEN BİLİRİM HAVASINA GİRMEYİN.

*          DIŞ GÖRÜNÜŞÜNÜZE HER ZAMAN DİKKAT EDİN.

 

 

 



796 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

HAYAT REHBERİMİZ HİKAYELER - 24/08/2017
REHBER HİKAYELER
MOTİVASYONUNUZU ARTTIRIN - 24/08/2017
Önce Ne İstediğinizi Belirleyin Başarılı olmak; kendini tanımak, inanmak ve verimli çalışmakla mümkündür. Hayattan ne istediğinizi belirlemeniz size ulaşmak için hedefler, öncelikler ve idealler kazandırır.
MUTLULUK GETİREN SORULAR - 24/08/2017
Her sabah sorulacak sorular... Sorunlu zamanlarda sorulacak sorular.. Her akşam yatmadan önce sorulacak sorular..
ETKİLİ ÇALIŞMA YÖNTEM ve BECERİLERİ - 24/08/2017
Öğrencilerin okul başarısını etkileyen fizyolojik, sosyokültürel, ekonomik ve psikolojik pek çok etken olabilir.
Motivasyon İpuçları - 24/08/2017
Motivasyon kelimesi Latince "movere" , yani "hareket ettirme, hareketlendirme" kelimesinden gelmektedir.
GEVŞEME ÇALIŞMALARI - 24/08/2017
Gevşeme çalışmalarının ilk basamağı nefesimizi kontrol altına almaktır.
SINAV KAYGISI YAŞIYOR MUSUNUZ? - 24/08/2017
Sınav sırasında çok aşırı heyecanlanıp, bildiğiniz ve çok iyi çalışmış olduğunuz halde, sınav heyecanı yüzünden başarısız oluyorsanız
Güçlendirici Kelimeleri Kullanmak - 24/08/2017
Önemli enerji kaynaklarından veya tüketicilerinden biri kullandığımız kelimelerdir.
Motivasyon İpuçları - 24/08/2017
Motivasyon kelimesi Latince "movere" , yani "hareket ettirme, hareketlendirme" kelimesinden gelmektedir.
 Devamı
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam15
Toplam Ziyaret938844
Saat
Takvim
Hava Durumu
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.88745.9110
Euro6.49676.5227